400.000 yıllık tartarlar insan yapımı çevre kirliliğiyle ilgili erken kanıtlar sağlıyor

Çoğu diş hekimi tartar veya diş taşı olarak da bilinen, ağız içine girmiş mineral kalıntılarının birikmesiyle oluşan sert diş plağı oluşumunu engellemek için her 6 ayda bir dişlerin temizlenmesini önerir. Diş taşı rutin olarak birikir ve ancak ultrasonic araçlar veya diş için özel tasarlanmış aletler yardımıyla temizlenebilir. Peki ya 400.000 yıl önceki diş taşları?

Tel Aviv Üniversitesi araştırmacıları, İspanya, İngiltere ve Avustralya’daki akademisyenlerin de iş birliğiyle, Tel Aviv yakınlarındaki Qesem Mağarası’nda, Alt Paleolitik Dönem’in sonlarına tarihlenen buluntular, 400.000 yıllık dişlerin dental plaklarına sıkışmış yiyecek ve soludukları havanın kalitesiyle ilgili kalıntılar keşfettiler.

Bu araştırma, Barcelona Özerk Üniversitesi’ne bağlı ICREA’da çalışan Prof. Karen Hardy başkanlığında, TAU Arkeoloji ve Eski Yakın Çağ Uygarlıkları Bölümü’nden Prof. Ran Barkai ve Prof. Avi Gopher ile birlikte ve ayrıca TAU Diş Hekimliği’nden Dr. Rachel Sarig, York Üniveristesi’nden Anita Radini, Leicester ve Sydney Üniversitelerinde çalışan Prof. Les Copeland’ında destekleriyle Quaternery International’da yayınlanmıştır.

Diş taşında bulunan, odun kömürünün yaratmış olduğu kirlilik izleri, et pişirmek için kullanılan mağara ateşinin günlük teneffüs edilmesinden kaynaklanmış olabilir. Solunan bu kirli hava bulguları, insan sağlığı üzerinde zararlı etkiye sahip olabilecek en erken kanıttır.

Prof. Gopher, “Bu kadar erken örnekler üzerinde insan dişleri, diş taşı açısından hiç incelenmemişti. Dişlerdeki plak yaşının tarihi göz önünde bulundurulduğunda araştırma sonuçlarına dair beklentimiz oldukça düşüktü. Ancak, uluslararası ortak çalışmalarla, farklı metotların bir kombinasyonunu kullanarak, diş taşı üzerinde biriken birçok malzeme bulmayı başardık. Çünkü mağara 200.000 yıl boyunca dış etkenlerden yalıtıldı ve dişler diş taşlarıyla beraber çok iyi muhafaza edildi” demektedir.

Prof. Barkai’nin “zaman kapsülü” olarak tanımladığı çalışmada, analiz edilen diş taşlarında üç önemli bulgu ortaya çıktı: mağara ateşinden kaynaklanan kömür; bitki temelli ana bileşenlerden oluşan diyet; ve muhtemelen dişleri temizlemek için kullanılmış, işlenmemiş materyallerin kalıntıları olan lifler.  

Prof. Barkai “Prof. Karen Hardy, İspanya’daki El Sidron mağarasındaki Neandertal diş taşları üzerine olağanüstü bir araştırma yayınladı ancak bunlar sadece 40.000-50.000 yıl öncesine aitti. Biz bu çalışmayla bundan çok daha erken bir dönemden bahsetmekteyiz” dedi.  

Prof. Barkai, “Dünyanın ilk kapalı barbekü ürünlerinin sağlıkla ilgili sonuçlarının bulunduğu ilk kanıtı bu.” diye vurguladı. “Qesem’de yaşayan insanlar, ateşten sadece etlerini pişirmek için yararlanmakla kalmadı; aynı zamanda onunla beraber yaşayabilmek için de ateşi kontrol etmenin de bir yolunu bulmak zorunda kaldılar”.

“Bu, dünyadaki insan yapımı hava kirliliği vakaları açısından ilk olmasa da ilklerinden biridir. Ben, enerji santrallerinin yakınlarında, kimya fabrikalarının yakınında yaşıyorum. Bir yandan, teknolojiye bağımlıyız, öte yandan, kirli havayı içimize çekiyoruz. Gelişmenin bir bedeli vardır – biz muhtemelen 400.000 yıl önce Qesem Mağarası’nda gelişim için ödenen bedelin ilk kanıtını bulduk “dedi.  

Araştırmacılar, diş taşı analizlerinde muhtemelen fıstık veya tohumlardan kaynaklı temel yağ asitlerinin az miktarda izlerini ve küçük nişasta parçacıkları buldular. Barkai, “Biz mağara sakinlerinin hayvanları yediğini biliyoruz. Onları avladılar, parçaladılar, pişirdiler, iliklerini çıkarmak için kemiklerini kırdılar ve hatta çakmaktaşı aletleri şekillendirmek için kemik parçalarını çekiç gibi kullandılar. Fakat şimdi bu küçük kalıntılar sayesinde onların hayvan eti tüketimine ek olarak bir de bitki temelli diyetlerine dair doğrudan kanıtımız var.

Avcı-toplayıcı uygulamalar ve onların diyetlerinin anlaşılması konusunda oluşan döngüye geldik”

Araştırmacılar ayrıca diş taşlarında, dişleri temizlemek için prehistorik kürdan gibi kullanılmış olabileceğinden şüphelendikleri küçük bitki liflerini de keşfettiler.  

Barkai, “Bulgularımız çok nadir, bu dönemden başka benzer bir keşif yok. Kömür ve nişasta bulguları bize bu insanların hayatlarını nasıl yaşadığına dair daha kapsamlı bir fikir verdi ve bu geniş perspektif doğrudan doğruya dişlerinden geldi. ”  diyerek çalışmanın önemini bir kez daha vurgulamaktadır.

Çeviren: Nazlı Akbaş

Daha fazla bilgi için: Dental calculus reveals potential respiratory irritants and ingestion of essential plant-based nutrients at Lower Palaeolithic Qesem Cave Israel, başlıklı makale  Quaternary International’da yayınlandı.

Makaleye erişim için: sciencedirect.com