Antik Kemikleri Arayan: Yeraltı Astronotu

Dört yıl önce Dr. Elen Feuerriegel internette gezinirken bir reklam gördü. Sıradışı bir reklamdı, kısa süreli bir proje için üç ya da dört kişi aranıyordu, ancak tercihen sıska ve kısa olmalı ve klostrofobik (kapalı alan korkusu) olamazlardı. Ayrıca uyum sağlamalı, mağaraclılık deneyimi olmalı, takım halinde çalışabilmeliydi. Ve dar alanlarda çalışmaya istekli olmalıydılar. Elen’ın ilgisini çekmişti.

“Birkaç saat oturup düşündüm, gerçekten istenilenlere uyup uymadığımı düşünmüştüm, fakat dikkate alınacak bir şansa sahip olacağımı düşünmedim” dedi. “Ve sonra düşündüm ki bu fırsatı denemezsem kendimi kötü hissedecektim ve benim için her hangi bir bedeli olmayacaktı. Neden olmasın dedim” böylece 24 yaşındaki Avustralyalı doktora öğrencisi, Güney Afrika’da hiç görmediği bir adama öz geçmişini ve bilgilerini gönderdi.

BÖLÜM 1

Sıra Dışı Bir Keşif

Reklamı Ekim 2013’ün başlarında yayınlamadan sadece birkaç gün önce Lee Berger, mağaracıları Google Earth üzerinden bilgilendirdi.. Mağaracılar olağan üstü resimlerle geri döndüler.

Profesör Berger, “40 metre kadar bir mağaranın tabanında, 170 metre ileride bir kemik gibi duran bir fosilin resimlerine bakıyordum.” diyor.

“Tarihte kimse Afrika kıtasında böyle bir şey görmedi.”

Fotoğraflar, Johannesburg’un sadece 50 kilometre kuzey-batısında, İnsanlığın Beşiği yakınlarında Yükselen Yıldız Mağarasında çekildi. Dünya Mirası alanı, birçoğu altın endüstrisinde kullanılmak üzere kireç çıkarılan zengin fosil alanları ve eski mağaralarla süslenmiştir. Yükselen Yıldız Mağarası, meşhur Swartkrans Mağarası’na 800 metre uzaklıkta, 2 milyon yaşına kadar insan atalarının kalıntılarının taş aletlerle ve yangın kullanımının kanıtıyla birlikte bulunduğu yerde bulunmaktadır.

20. yüzyılın başlarından bu yana bölgede paleoantropologlar kazı yapıyor olmasına rağmen, birçok kayalık bölge ve mağaralar araştırılmamıştır. Witwatersrand Üniversitesi’nde görevli ABD doğumlu bir paleoantropolog Profesör Berger, bölgeyi Google Earth’ü kullanarak on yıl boyunca haritalandırıyor. Australopithecus sediba adlı 2.5 milyon yıllık eski bir insan ile 2008 yılında ilk büyük buluşunu yaptı. Ancak o zamandan bu yana, o güne kadar 2013’te Mağaracıları Yükselen Yıldız Mağarasında hiçbir şey bulunanamıştı.

BÖLÜM 2

Önümüzdeki Büyük Bir İş

Profesör Berger, yakınlarda keşfedildiği gibi, fosillerin bulunduğu iki odadan biri olan Dinaledi odasına ulaşmak karanlık ve tehlikeli bir yolculuktur. Kemik odasına girmek için Süpermen gibi tek bir kolunuzu uzatarak sürünmek zorundasınız.

Berger; “Sıkışırsanız birisi kolunuzu kavrayıp kaburgalarınızın kırılmasını önlemek için sizi sürükler” diyor.

Sonra 20 metre kadar “Ejderha Sırtı” adı verilen sivri bir kaya omurgasına tırmanmalısınız. Profesör Berger, “ tam anlamıyla iki taraftanda düşersen öleceksin” diyor. Ardından önünüzde 12 metre derinliğinde 18 santimetre genişliğinde dikey bir oluk çıkmaktadır. Profesör Berger’in aşağı inemeyecek kadar yaşlı olması kendisini hayal kırıklığına uğrattı ve 15 yaşındaki oğlundan aşağı inmesini istedi. Matthew geri döndüğünde profesör hemen bir takım kurması gerektiğini biliyordu.

“Bu yüzden bir Facebook reklamı koydum, temelde sıska bilim insanlarına ihtiyacım vardı” dedi ve “sana ne yapcağını söylemeyeceğim ancak herşeyi bırakman gerekecek ve Afrika’ya gelmeden ödeme yapamayacağını” söyledi.

“Dikkat çekici bir şekilde, kadınlardan oluşan 60’ın üzerinde başvuran arasından altı tane olağanüstü bilim insanı buldum.”

BÖLÜM 3

Harika Bir Bilim İnsanı

Elen Profesör Berger’in Australopithecus sediba üzerine yaptığı çalışmaları duymuştu. O tarihte, Avustralya Ulusal Üniversitesi’nde dünyaca ünlü paleoantropolog Prof. Colin Groves tarafından insan anatomisi üzerine ilk doktora yılındaydı. İspanya’daki Neanderthal kazı alanlarında çalışmış ve Mavi Dağlardaki Jenolan Mağaralarını araştırmıştı.

Profesör Berger, Elen’le Skype ile tanıştığı anda onun doğru kişi olduğunu biliyordu. “Elen harika bir bilim insanı” diyor. “Bu eksantrik ama parlak zihin.” Avustralya’da doktorasını yapıyordu, güvenlik karşısında risk alma konusunda doğru bir öneme sahipti ve hominin morfolojisini iyi anlamıştı. Ve sadece 160 santimetre uzunluğunda, mağaradaki en dar çatlaklardan geçmek için de doğru büyüklükte idi.

“Temelde yaptığım tek şey, Lee’yi 18 santimetrelik yere sığabileceğim konusunda ikna etmekti.” diye belirtiyor Elen.

Üç hafta sonra Elen, Rising Star kazı alanına geldi; kalabalık küçük bir yeşil çadır kentinde yaşayacaklardı. Bu çadırlardan birisi, ekibin mağara sistemindeki ilerlemesini izleyecek ve yolculuklarını sosyal medya yoluyla dünyaya yayacak bir teknoloji barındırıyordu. ‘Yer altı astronotları’ lakaplı kadınlar işe başladı. “CCTV’yi, seferin karargahında sistemde kuracağımızı ve onları ilk kez yaşayarak orada yaşamak istememizi hatırlıyorum.” diyor.

BÖLÜM 4

Tehlikeli İniş

Elen’in uzun süre beklemesi gerekmiyordu. Ertesi gün ikinci takımdaydı. “Herhangi bir mağaraya ilk indiğinizde, özellikle İnsanlığın Beşiği’ne, sahip olduğunuz ilk duygusal deneyim karanlıkken ikincisi tozdur” diyor. “Toz her yere ulaşıyor, sistemi dolaşırken nefes almaya meyilli oluyorsunuz ve dilinizde ki kiri tadabilirsiniz.”

Her gün ekipler, nereye gideceklerini görmek için farlarından gelen ışıkla kaya yüzleri arasında sıkışan 3-5 saat geçiriyorlardı. Nemlendirici havada uçan yaraların boğuk sesleri kulakları dolduruyordu. “Klostrofobi duygusu, nereye gittiğinizi göremediğinizde biraz daha yoğunlaşıyor” diyor.

Ekibin hamleleri CCTV’de kayda alınmış olunsa da, yer üstünde çalışan kişilerle iletişim kurma yetenekleri sınırlıydı. Dolayısıyla birbirlerine güvenmek zorundaydılar. Elen, “Hiç kimseyi arkada bırakmak istemiyorsunuz, sesiniz onlara yeterince gitmiyor, bu nedenle ekibinizde kimlerin olduğunu ve herhangi bir zamanda ne yaptıklarını çok iyi bilmelisiniz” diyor. “Herkesin sistemden, özellikle de en zorlu kısımlardan geçtiğinden emin olmak için birbirimizi kontrole dair oldukça kararlıydık.” En zorlu kısım The Chute idi. Çatlak o kadar dardı ki Elen ve meslektaşları emniyet kemeri bile takamıyordu.

Elen “Çatlaklara ilk inişinizde ilk önce ayaklarınız üzerine düşmeniz gerekir üstelik nereye gittiğinizi görebileceğiniz yeterli yer de yok” dedi. “Ayaklarınıza bakmadan yolunuzu dikkatli bir şekilde bulabilmek için yapabildiğiniz şey dayanak noktalarını körü körüne ayaklarınızın etrafında hissetmektir.” Oluğun parçaları birbirine kenetlenmiş taş parçalarıyla doluydu.

BÖLÜM 5

Kemiklerle Dolu Oda

Ancak bu oluğun alt kısmında Elen’in şimdiye kadar gördüğü en dikkat çekici şey vardı. “Sahip olduğum en değerli deneyimlerden biri ilk kez o odaya girmek” dedi. “Zemin beyaz şeylerle kaplıydı” diyor. “Ve gördüğüm bütün beyaz şeylerin kemikler olduğunu anlamak bir iki saniyemi aldı ve her yerdelerdi.”

Önümüzdeki üç hafta boyunca Elen ve meslektaşları yüzlerce binlerce parçayı keşfettiler. Değerli kargo kabarcık sargısı içinde dikkatlice kapatıldı ve plastik kutularla paketlendi. Ardından tıpkı bir kargo gibi daha fazla plastik içine sarılıp bir dalış çantasına yerleştirildi.

“Kafatası gibi çok kırılgan unsurlarımızın bulunduğu bazı durumlarda, biz bu değerli parçaları dışarıya çıkartmak için bir sistem kurduk” diye belirtiyor. Bu fosilleri önce fotoğraflarıyor, daha sonra kataloglaştırıp dışarıya çıkarıyor ve numuenilerin saklandığı çadırlara götürüyorduk. Her şeyden önce, ekip her yaştan en az 15 antik insandan bir tanesinin neredeyse komple iskeletini içeren yaklaşık 1.500 parça buldu. Tuhaf bir şekilde, insan kalıntıları ile hayvan kemikleri veya taş alet kalıntısı yoktu.

BÖLÜM 6

Dünyaya Bir Yıldızın Tanıtılması

İki yıl sonra Profesör Berger, mağaralarda Homo naledi adında yeni bir insan türü keşfettiğini dünyaya duyurmak için bir basın toplantısı düzenledi. Soto dilinde ‘yıldız’ anlamına gelen Naledi, antik ve neredeyse modern özelliklerin tuhaf bir bileşimi idi. Soy ağacımızın bu yeni üyesi, portakal renginde ve küçük bir düz yüzeye sahip bir beyne sahipti – Doğu Afrika’daki ünlü Lucy iskeletine çok benzer. Bir kuyruksuz büyük maymun (ape) omzuna, bir Neandertal omurgasına ve kendi türümüz Homo sapiens’e benzeyen el ve ayaklara sahip uzun kollar ve bacaklar vardı.

Duyuru anında kemikleri henüz tarihlendirilmemişti, ancak özellikler antik insanların yaklaşık 2 milyon yıl olduğunu tahmin etmişti. Bu keşif, insan evrimine yeni bir bölüm açtı ve bilimin kitle iletişim çağında nasıl yürütülmesi gerektiği konusunda ateşli bir tartışma oluşturdu. Bazı paleoantropologlar, National Geographic tarafından finanse edilen ekibin sonuçları hızlandırdığını ve bulgular üzerine spekülasyon yaptığını düşünüyorlardı.

Bir başlangıç için, ekip kemiklerin yaşını bilmeden keşfi yayınladığı için oldukça eleştirildi. Keşif ilan edildikten 18 ay sonra yayınlanan kemiklerin geçmişi, düşünülenden daha genç olan 236.000 ila 335.000 yıl arasındaki kemikleri gösterdi. Bu kez de ekibin tümü genç kadınlardan oluştuğu için eleştirildi. Elen gibi genç nesil paleantropologlara göre bu alana büyük kişiliklere ve büyük fikirlere sahip insanlar hakimdir. Ve kemiklerden daha çok bilim insanları ile son derece rekabet içindedirler. Elen, “Temel fosillerin araştırma erişimini sınırlayan bu güçlü kişilikleri görüyoruz. Bu bulgular hakkında söylenilen hikayeyi kontrol altında tutuyorlar” diyor.

“Bu alanda cinsiyetçilik deneyimimi yaşadım, özellikle bir kadın bilim insanı olduğum için sadece bir iş bulma konusunda eleştiri aldım.”

Ancak bu alan daha eşitlikçi hale geliyor diyor. “Bilimde kariyer yapmak için tipik olarak bu tür projeler için seçilmeyen insanlara fırsat tanıyan bu insanlar aracılığıyla, biraz değişim görmeye başlıyoruz.Bu anlamda ilerleme kaydettiğimizi düşünüyorum, fakat hala yavaş” diyor.

BÖLÜM 7

Yükselen Yıldıza Dönüş

Elen’in Homo naledi ile bağlantısı devam ediyor. İlk kazı tamamlandıktan sonra, Avustralya’ya döndü ve Homo naledi araştırmalarını içeren doktora programını tamamladı. Elen, Seattle’daki Washington Üniversitesi’nde çalışıyor ve burada eski insan üst ekstremite kalıntılarını öğretiyor ve araştırıyor. Fakat hiç kimsenin dokunmadığı kemik bulma heyecanı hala kanında var. Son dört yılda birkaç kısa kazı için Rising Star’a döndü. Gelecek ay yine mağaralara geri dönüyor.

Plan, oluğun tabanını, Naledi’nin odaya girmesi için alması gereken yol olan Dinaledi odasına kazı yapmak. Ayrıca, Lesedi adında ikinci bir odayı tekrar ziyaret edeceğiz. Ekibin, yetişkin bir Homo naledi adamının neredeyse komple kafatası da dahil olmak üzere 131 parça buldudu – Neo olarak biliniyor. “Bu meslekte fosil materyali ele alırsınız, fakat tipik olarak 100 kişinin sizden önce uğraştığı fosil materyali” diyor.

“Daha önce birilerinin ellerinde tuttuğu fosilleri çalışmak güzel” diyor ama bir şeylerin ortaya çıkması ve bunun bilim için tamamen yeni bir şey olduğunu düşüncesiyle karşılaştırılamaz çünkü bu muhtemelen daha önce, milyonlarca yıl içerisinde hiç bakılmamış bir şey. “

“Gözleriniz üzerinde uzun süren ve düşen ilk şey budur ve bunu yapabilmek  inanılmaz bir ayrıcalıktır.”

Kaynak: abc