Bilim, Evrim, Antropoloji

Antropolojiyi Değiştiren Dokuz Kadın
, / 532 0 0

Antropolojiyi Değiştiren Dokuz Kadın

SHARE

İnsanları, geçmiş ve geleceğiyle tümünü çalışmanın konu toplumsal cinsiyete gelince biraz daha adil olacağını düşünebilirsiniz. Ancak bu ortak sağduyu görüşünüzü bulanıklaştırmasın… Antropolojinin resmi bir sosyal bilim disiplini haline gelmesinden bu yana, üyeleri de erkek ve beyaz çoğunluğuna yöneldi. “Bilgilendiriciler” ya da yabancı “uzmanlar” tarafından röportaj yapılan konular da erkeklere yönelme eğilimi gösterdi. Neden erkeklerin söyledikleri dururken, bir grup kadınla bütün gün ne yaptıklarıyla ilgili röportaj yapılsın ki?

Neyse ki, bu yaratılan durum erken modern antropolojinin yetiştirdiği parlak kadınlar için işe yaramayacaktı. 19. yüzyılın ortalarından başlayarak (feminist antropolojinin ilk dalgaları), yalnızca öteki kültürlerin incelenmesinde daha fazla kadının sesini içermekle kalmayıp aynı zamanda bu kültürlerdeki kadınlarla gerçekten, ciddi bir anlamda konuşmak için kaçınılmaz bir etki vardı.

Fakat tabi ki, antropolojinin ilk günlerine öncülük eden kadınların hepsi mükemmel değillerdi. Bazıları zihnimizi toplumsal cinsiyetin anlamsallığına yönlendirirken, bir çoğu hala öteki kültürleri basit bir açıya indirgeyerek gözlemledi.

İşte bu disiplini değiştiren dokuz kadın.

Alice Cunningham Fletcher, 1838-1923

Kaynak, Wikimedia Commons

Elit bir aileye doğan, ancak erken bir tarihte “yaşam için zorlu bir mücadele” yaşayan Alice Fletcher, 1870’li yıllara gelindiğinde aktif bir feminist ve aktivist olmuştu. Toplumsal cinsiyetten dolayı gayri resmi olan arkeoloji eğitimi ve çalışmaları sayesinde, Amerikan yerlileri ile tanıştı ve sonunda bir süre Omaha insanlarıyla birlikte yaşadı. Avukatlığı ve Yerli Amerikan kültürlerine olan ilgini birleştiren Fletcher, şimdi tartışmalı olan hisse paylaştırma yani  kabile topraklarını bireysel parsellere ayırmak için harekete geçti.Kolektif toprakları barındıran yerli Amerikalıların ilerleme ve modernleşmelerini (büyüklük taslamak olarak görülebilir) engellediğini ve beyaz insanların yerli halklara saygı duymayarak toprak haklarını engellediğini savundu (biraz daha geçerli).

Bunların yanı sıra, müzik araştırmacısı John Comfort Fillmore’la birlikte Fletcher, Omaha’nın müziğini topladı ve kayıt yapmaktan ziyade standart müzik notası halinde yazdı. Ülkenin ilk kadın antropologlarından biri olarak, Amerikan Antropoloji Derneği’nin başlamasına yardımcı olmanın yanı sıra, Amerikan Bilim ve İlerleme Derneği Başkan Yardımcılığı ve  Amerikan Folklor Derneği Başkanlığı görevlerinde bulundu.

 

Elsie Clews Parsons, 1875-1941

Kaynak, Parsons Aile Fotoğrafları, Wikimedia Commons

Elsie Clews Parsons, “yüksek toplum” antropologlarından ve bir kongre üyesinin karısı olmasına rağmen, Amerikan yerlilerini topraklarından edecek hiç bir politikayı savunmadı. Bunun yerine, 1896’da Barnard’tan mezun olduktan sonra 1899’da Columbia’da eğitim üzerine doktorasını yaptı.

1912’de Parsons, New York’un üst kabuğu kadınları ve “Eski Moda Kadın” olarak adlandırılan cinsiyet rolleri üzerine etnografik bir araştırma yaptı. Bu kitaptaki kadının, eşit derecede eskimiş ayinler tarafından canlı tutulan modası geçmiş bir kategori olduğunu iddia etti.

Daha sonra birkaç yıl boyunca, gezdi, eğitim gördü, maceraya başladı ve antropoloji alanını şekillendirdi. Arizona ve New Mexico kültürleri hakkında yazılar yazdı, Karayiplerde folklor topladı, öğrencilerin araştırmalarına fon sağladı ve erkekler ile kadınların birlikte çalışmaları konusunda kısıtlamalara yüksek sesle karşı çıktığını söyledi.

Ünlü antropolog Franz Boas’ın ilgisini çeken Parsons, Ruth Benedict’i ve fevkalade etkileyici Margaret Mead’in öncülüğünü yapıyordu, bu yüzden toplumsal cinsiyet rolleri ve toplumun insanlar üzerindeki etkisiyle ilgileniyordu. O da , ağırlıkla Amerikan yerlileri kültürüyle ilgileniyordu. 1939’da çok miktarda araştırma içeren iki ciltlik bir eser olan “Pueblo Indian Religion” ı yayınladı. Amerikan Antropoloji Derneği’nin ilk kadın başkanıydı, ancak, şaşırtıcı bir açılış adresi olarak antropolojinin ırkçılık aracı olarak kullanıldığı vurgusunu sağlayamadan öldü.

Maria Czaplicka, 1884-1921

Kaynak, Wikimedia Commons

Mayıs 1914’te Czaplicka, yazar ve zengin bir kadının asistanı olarak birkaç yıl çalıştıktan sonra çoğunluğu kadınlar tarafından işletilen Yenisei Seferi’ni Sibirya’ya düzenleyerek tarla araştırmaları yapmak ve yerli kültürleri incelemek üzere örgütledi. Bölgedeki literatürün meta-analizi olan ve bu seyahatin fonunu sağlayan  “Aborijin Sibirya: Sosyal Antropolojide Bir Çalışma”, yolculuktan önce yayınlandı. O ve ekibi, bir yıldan fazla bir süreyi yerli Sibirya’lıların dini inançları hakkında bilgi toplamak, onları fotoğraflamak ve İngiltere’deki Pitt Nehri Müzesi’nde eserleri toplamak için harcamışlardı.

İngiltere’ye döndükten sonra kişisel notlarıyla “Benim Sibirya Yılım” yolculuğu üzerine yazdı, ancak saha çalışmalarını birkaç makalenin ötesinde yayınlamadı. 1919’da Oxford’da görevinden ayrıldıktan sonra, Czaplicka karamsar bir mali durumla karşı karşıya kaldı. Başka bir akademik randevu alamadı, seyahat için burs bulamadı. 1921’de sadece 36 yaşında iken Czaplicka intihar etti.

Ruth Benedict, 1887-1948

Kaynak, CORBIS

Antropolog / şair Ruth Benedict 1909’da Vassar’da lisans derecesini kazanmak için annesinin ayak izlerini izledi, ancak antropolojiye tanıtıldığı Yeni Sosyal Araştırmalar Okulu’ndaki Elsie Clews Parsons elçiliğinde çalışmadan önce değildi.Benedict, Parsons ve Alexander Goldenweiser’ın etkisiyle,  Columbia’da Franz Boas bünyesinde çalışmış ve 1923 yılında doktorasını kazanmıştır. Tezini, Kuzey Amerika Yerlileri kültürleri üzerine yoğunlaştırmıştı.

Benedict saha çalışmasına yeni bir perspektif getirdi. Çalıştığı kültürleri, entelektüel, dini ve estetik de dahil olmak üzere pek çok unsurun toplamı olarak gördü. Üretken ve merak uyandıran yazar, folklor çalışarak bir kültüre ait kişiliğin üyelerini nasıl tanımladığını inceledi ve eşitsizliği yaygınlaştıran ırkçı teorileri reddetti. Benedict, Amerikan Yerlilerine odaklanmaya devam ederken, Plains bölgesindeki kabilelere ek olarak Serrano, Zuni, Pima ve Apache topluluklarını inceledi.

Zora Neale Hurston, 1891-1960

Kaynak, CORBIS

Belki de en yetenekli Harlem Rönesans yazarı olan Zora Neale Hurston, Franz Boas tarafından antropolog olarak eğitildi. 1920’lerde Barnard’da eğitim gördüğü okuldaki tek siyah öğrenciydi ve 1928’de mezun oldu. Columbia’da yüksek lisans yapmaya başlayınca Boas, Afrikan-Amerikan folkloruna olan ilgisini görerek onu bu konuda cesaretlendirdi.

Onun çalışmasına kaynak sağlayan bu araştırma, özellikle  “Onların Gözleri Tanrı’yı ​​İzliyor” gibi eserlerde lehçe ve “konuşma” kullanımını bildiriyordu. Hurston, Eatonville, Florida’da, İç Savaşın ardından kurulan tamamen karanlık bir toplulukta büyüdü ve o yetiştiği folklor, vaazlar ve müziği dinlemek için eve döndü.

Ancak, eyalet yakınlarında kalmadı. Güneydoğu’daki çalışmalarına ek olarak Hurston, voodoo pratiklerini çalışmak için Karayipler’e gitti. 1935’te , onun asıl büyük antropolojik çalışması olan”Mules And Men(Katırlar ve Erkekler)”, bir Afrikalı-Amerikalı erkek ya da kadın tarafından yapılan ilk kara folklor koleksiyonuydu ve Jamaika ve Haiti’deki deneyimlerini ise “Tell My Horse” eserinde anlattı. O aynı zamanda, Afrika diasporasının inceleyerek Afrika’daki siyahi insanlar ile Avrupa ve Amerika’daki kültürel bağların izini sürerek antropolojik teorilere ve yöntemlere öncülük etti.

Margaret Mead, 1901-1978

Kaynak, BETTMANN/CORBIS

Margaret Mead’in çalışmalarını öncülleri olan Franz Boas, Ruth Benedict ve Else Clews Parsons üzerine kurdu. Ancak kendisinin yarattığı etki fazla abartılmaz. Onun Polinezya Kültürleri üzerine yaptığı çalışmalar – özellikle de evlilik öncesi seks çalışmaları Amerika’da cinsel devrimin ve ikinci dalga feminizm üzerinde kurucu etki yaratmıştır. Mead, eğitim, kişilik, beslenme, zihinsel sağlık problemler gibi konuları (ve daha fazlasını) kültür ve ilişkilere uygulamıştır.

İlginç bir aile hikayesi olan Mead, oldukça katı Protestan bir ailede doğmuş olmasına rağmen küçük yaşlardan itibaren çevresini gözlemlemiş ve notlar almaya başlamıştır. İlk kez Boas’tan ders alarak asıl mesleğini de keşfetmiş oldu: Antropolog olmak!.

Yazdığı “Sex & Temperament (Cinsiyet ve Davranış)” kitabında Papua Yeni Gine’de doğa ve kültür arasındaki ilişkileri inceledi ve “sex ve gender (biyolojik-toplumsal cinsiyet)” arasındaki farka odaklandı. İlk ve en önemli eseri olan “Coming of Age in Samoa  (Samoa’da Ergenlik Çağı)” kitabında ergenlik çağındaki kızların gelişiminde biyolojik cinsiyet/toplumsal cinsiyet rollerine karşı gevşek tutumun gelişime olan etkisini incelemiştir.

Phyllis Kaberry, 1910-1977

Kaynak, PLANET NEWS ARCHIVE/SSPL/GETTY Fotoğrafları

Phyllis Kaberry, San Fransisco’da doğmuş ve Avustralya’da büyüyerek serüvenine adım atmıştır. Erken dönemlerinde kardeşiyle beraber sosyal antropoloji’de iyi bir kariyer yapmak için zaman ve emek harcamıştır. Sidney Üniversitesinden mezun olduktan sonra, 1934 yılında master tezini, New Guinea, Fiji, Solomon Adaları gibi Avustralya adalarında yaşayan aborjinler üzerine yazmıştır. Bundan sonra da Batı Aborjinleri üzerine bir yıldan daha fazla zaman ayırmış ve çalışmalarını Aborjinal Kadınlar: Kutsal ve Kutsaldışı adı altında toplamıştır. Bu çalışmasını yazarken Londra’da ünlü antropolog Bronislaw Malinowski ile beraber çalışmıştır. Bu çalışması yerli kadınlarının gerçek birer insan olarak görülmesi için gerekli olan bir “yeniden çalışmaydı”. Bu çalışması o kadar önemlidir ki, yıllar sonra bile Avustralya’lı kadınların sosyal haklarının elde edilebilmesinin öncül çalışmalarından sayılır.

Kendisi yurtdışında bir çok davet aldı. Bu davetlerden en güzeli ve en mutlu günlerini İngiliz Kamerunları (günümüzdeki Nijerya ve Kamerun) yetersiz beslenmeyi çalıştı. Buradaki yerel kadınların en iyi dostu oldu. Yerel çiftçi kadınların çoğu başka kabile sığırlarının çiftliklerini mahvetmesinden şikayetçiydi. Kaberry bu sorunu çözdü ve yerel halk kadınları ona “Kraliçe Anne” lakabını taktılar. Ayrıca bölgedeki yetersiz beslenme çalışmaları ile bebeklerin beslenme sorunları ve buna bağlı ölümleri yanı sıra kadınların sosyal ve ekonomik konumlarını da inceleyen “Çim Alanlarının Kadınları” kitabına ilham kaynağı oldu.

Kendisi yarıca İngiltere ve İrlanda Kraliyet Antropoloji Enstitüsü Başkan Yardımcılığı göreviyle beraber Londro Üniversitesinde dersler de vermiştir.

Mary Leakey, 1913-1996

Kaynak, KEYSTONE-FRANCE/GAMMA-KEYSTONE, GETTY Fotoğrafları

Bir fosil avcısı! Aynı zamanda başından beri sanat ve arkeoloji ile iç içe bir isimdir Mary Leakey! Babası da tıpkı Mary onu Fransa’da antik mağara resimlerine ve arkeolojik kazılara götürmüştür. Babası ölünce annesiyle beraber Londra’ya dönmüş ve Katolik Okulundan sıkılıp, üniversitede arkeoloji, prehistorya, jeoloji eğitimi almıştır. 3 yıl sonra gelecekteki kocası onu taş aletleri ve bilimsel illüstrasyon ustası olarak Afrika’ya davet etti.

Mary, resmi bir eğitim alma konusunda oldukça sıkıntılı süreçler yaşasa da eşi Louis ile beraber gerçekleştirdikleri inanılmaz başarılar ile onlarca fahri derece aldılar. Onun başarıları arasında; Afrika’da Proconsul africanus (1948 yılında tam bir kranyum keşfetti).
Zinjanthropus boisei (Daha sonra bu isim Australopithecus boisei olarak değiştirelecek, 1959 yılında eşi ile beraber keşfetti.), Homo habilis (1960) ve 89 adet fosilleşmiş erken insansı ayak izi keşfetmiştir.
Scientific American ile gerçekleşen bir röportajında ona cinsiyetinin işinde sorun yaratıp yaratmadığı sorulduğunda, “Hiç bir dezavantaj hissetmedim” demiştir.

Pearl Primus, 1919-1994

Kaynak, JOSEPH SCHWARTZ/CORBIS

Pearl Primus bir dansçı, kareografer, aktivist, öğretmen ve edebiyatçı olarak Afrikalı ve Karayip danslarını Amerikan ritimleriyle birleştirmiştir. Ancak öncelikle o bir bilim insanıydı. Ailesi ile 2 yaşındayken New York’a taşınır ve lisans eğitimini biyoloji üzerine Hunter Kolejinde alır. Ancak laboratuvar başvurusu o dönemin koşullarında siyahları kabul etmiyordu ve o da dansa yöneldi.
Primus bilimde tutunmak için bir yol bulmuştu ve hemen kendi işinde bir öğretmen oldu. Afro-Amerikalı gençlerin acılı hayat hikayelerini anlatmak için dansı kullandı. 1943 yılında gerçekleştirilen gösteriler arasında “Garip Meyve” (Linç üzerine) ve “Karanlık Irkların Konuşma Dizisi” (Mississippi boyunca yaşayan siyahilerin hayatlarını anlatıyor) yer almaktaydı. Bu gösteri turlarından sonra kendi şirketini kurdu ve daha sonrada Liberia sanat merkezinin yöneticisi oldu. Bu zamanlarda yani 1978’ler de Antropoloji’de Doktora yapmak ile oldukça meşguldü. New York Üniversitesinde Afrikalı ve Karayip Çalışmaları alanında çalıştı.
O hem bilim tutkusunu hem de dans tutkusunu birleştirdi. Afro-Amerikan insanlarının hikayelerini dansa dökmesinin yanı sıra, Karayipler’deki ve Nijerya, Gana, Zaire, Ruanda gibi ülkelere araştırma için gitti. Kendisinin hem sağ hem sol beyin loblarını tam anlamıyla hem dans hem bilim için biçilmiş kaftandı. Kendisi Amerika Danslarında Siyahi Gelenek kuşağının en önemli temsilcilerindendir.

 

Kaynaklar: http://www.stuffmomnevertoldyou.comwww.indiana.edu

 

Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com