Bilim, Evrim, Antropoloji

Sırtınızla ilgili bu 20 maddeyi biliyor muydunuz?
, / 4356 0 0

Sırtınızla ilgili bu 20 maddeyi biliyor muydunuz?

SHARE

Neanderthaller’in bel, sırt ve boyun ağrısı şikayetleri yok denecek kadar azdı;

Eğer bu ağrılardan şikayetçiyseniz, şempanzelere akranlarımız neanderthallere benzediğinizden daha çok benziyor olabilirsiniz…
1. Mucizevi bir yüke dayanıklılık ve esnekliğin yanında karmakarışık yapıya sahip olan omurgamız için evrime bir teşekkür borçluyuz. Türümüz omurga kaynaklı bel ve sırt ağrılarına oldukça yatkın. Atalarımız, dik yürümeye geçiş evresinde iki ayak üzerinde durmakta zorlanmışlardı. İki ayak üzerinde dik durmaya çalışma eğilimi, onların omurga yapısını yaşayan en yakın akrabalarımız olan şempanzelerin omurgalarına benzer bir şekle sokmuştu.
2. 2015 tarihli bir çalışma bazı insanların diğerlerine göre daha şempanzemsi olduğunu gösterdi.
Omurga kaynaklı bel,sırt ve boyun ağrıları çeken insanların omurgaları; şempanzelerin omurga şekillerine benzerlikler gösteriyor. Ağrı çekmeyen insanların omurga şekillerinde bu benzerliklere daha az rastlıyoruz.

3. Omurga şeklinden bağımsız olarak, komşunuzdan daha az veya daha fazla sayıda omura sahip olabilirsiniz. Standart bir insan omurgası, 7 servikal (boyun), 12 torasik (göğüs), 5 lumbar (bel), 5 sakral (pelvik) ve 4 koksijeal (kuyruksokumu) olmak üzere birbiriyle eklemli 33 kemikten yani omurdan oluşuyor. Bazılarımızın omur sayısı standart olarak kabul edilenden daha fazla veya daha az olabiliyor.

4. Kabul edilen sayı standardı 33 olsa da Homo Sapienlerde pratikte 32 ila 35 arasında omur bulunuyor. Bireyler arasındaki yapısal değişiklikliğe sebep olan omurlar ise büyük oranda pelvik bölgede görülüyor.

5. Omurgamızdaki dört doğal eğri, gelişimlerini birbirlerinden farklı zamanlarda tamamlıyorlar. Torasik (göğüs) ve sakral(pelvik) bölgelerde yer alan omurlar, embriyo döneminin başlarında dışa doğru eğri şeklini alıyor.

6. İçe doğru kıvrılarak eğrilen diğer iki omur bölgesi çocuk gelişiminin kilit noktaları olarak karşımıza çıkıyor. Servikal eğrinin oluşumu bebeğin kafasını taşıyabilme yetisini kazanmasıyla sonuçlanırken, lumbar eğrinin oluşum zamanını küçük yaramazın yürümeye başlamasıyla eşleştiriyoruz.

7. Sizi muayene eden her doktor o buz gibi steteskopu dinleme üçgeninize, kürekkemiğinizin alt kısmının yanında yer alan üç büyük kasın arasındaki sessiz bölgeye koyuyor. Bu bölge, ciğerlerimizi dinlemek için tercih edilebilecek en uygun bölge olarak karşımıza çıkıyor.

8. Çoğumuzun yakındığı bel ağrısı, Neanderthal kuzenlerimizin pek de deneyimlediği bir rahatsızlık değildi. 2008 yılında “European Spine Journal”da yayınlanan bir çalışma; İki yetişkin Neanderthal’in bel bölgesi omurlarındaki çok ufak bir bozulmanın da onların hayatlarını ağır fiziksel aktivite ile geçirmelerinden kaynaklandığını kaydetti.

9. Neanderthallerin omurga sağlığının sırrı ise yapılarındaki kombinasyonda gizli:
Kombinasyonun birinci bileşeni , omurgalarını ve lamber eğrilerini (bel omurlarını) destekleyen bizimkinden daha güçlü bir kas sistemi. Bu kas sisteminin tamamlayıcısı ise bizim türümüzde anormal kabul edilen yöndeki lamber eğrileri.

10. Bilinen en eski dövmeye, 1991 yılında İtalyan Alplerinde bulunan buzadam Otzi’de rastlandı. 5300 yaşındaki Otzi’nin sırtında iki adet dövme saptanmıştı.

11. Bazı araştırmacılar Otzi’nin is lekesinden oluşan dövmesinin, bazı hastalıkları iyileştirmek için akupunktur tedavisi kullanıldığına dair bir kanıt oluşturduğunu düşündüler.

12. Yine sırt bölgesinde karşılaştığımız diğer antik dövmelerin sembolik olduğu, statü veya bireysel başarıları simgelediği biliniyor. (2500 yaşındaki Pazırık mumyalarına ince ince işlenen Sibiryalı hayvan motifleri gibi)

13. Kaba et ve bu bölgeyle ilgili tedavi yöntemlerine ilk tıbbi belgelerde rastlanıyor. Adını 1862’de kendisini satın alan arkeologdan alan eski bir mısır papirüsü- Edwin Smith Cerrahi Papirüsü-, “omur kayması” teşhisinin nasıl koyulabileceğini açıklıyor. Maalesef bu belgede, tedavi yöntemine ilişkin tatmin edici açıklamalar bulunmuyor

14. Mısırlı papirüs’ün yazarı, omur kaymasına yoğunlaşmıştı. M.Ö2700’de Çinliler ise elle omurga tedavisi konusunda çalışmalar yapmaya başlamışlardı.

15. İyileştirme amaçlı omurga çatlatmak da eski dünyada oldukça yaygındı. Mesela Hipokrat, anormal omurga eğrisine sahip hastaları düz bir merdivene bağlayıp merdiveni (ve haliyle hastayı) yüksekten aşağı atmayı savunuyordu. Bunu evde denemeyin çocuklar..

16. Kendine özgü bir stile sahip olan “iyileştirici” Daniel David Palmer’ın, 1895’te sağır bir adama duyma yetisini omurlarından birini yerine geri yerleştirerek kazandırdığının duyulmasıyla modern kayropraktik(elle omurga iyileştirme) çalışmaları başladı.

17. Palmer, omurga bozukluğunun –“sublukasyon” veya omurların hizasızlığı- 95 çeşit hastalığa yol açtığına inanıyordu.

18. 2012’de Tıp Bilimleri Enstitüsü tarafından yayınlanan beyaz bültende ise şunlar söyleniyordu: “Kayropraktik uygulamaların sağlığa bir faydası olduğuna ilişkin elimizde bilimsel bir kanıt bulunmamakta.”
Hay aksi..

19. Genel olarak “arkanı kolla” deyişinin askeri taktiklerden doğduğunu düşünürüz ama Oxford İngilizce Sözlüğü bu bilgiyi pek desteklemiyor. Sözlükte “arkanı kolla” deyişinin ilk olarak 1949’da Lee Floren’in yazdığı “Milk River Range” isimli romanda kullanıldığı yazıyor.

20. Bu bilgi size inandırıcı gelmedi mi? Hey, sakin olun sadece Oxford İngilizce Sözlüğünde yazanı söylüyorum. Nasıl derler bilirsiniz, “düşün sırtımdan!” ( Ayrıca bunun da , kökleri 17. Yüzyıla kadar uzanan bir deyiş olduğunu söylemeliyim.)

Kaynak: discovermagazine.com

Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com