Çocukluk ve Ergenlik Evrelerinin Evrimimizdeki Yeri ve Önemi

Antropoloji bilimi içerisindeki en önemli konulardan biri hem Fiziksel Antropoloji hem de Evrimsel Antropoloji içerisinde Büyüme ve Gelişmedir. Büyüme ve gelişmeye aslında birçok bilim alanın ilgi konusu ve araştırma alanı olmuştur. Fakat antropolojinin bu noktada önemi büyüme ve gelişmeye evrimsel perspektif ve popülasyon düzeyinde bakmasıdır. Öncelikle insanın evrimindeki büyüme ve gelişme örüntülerine bakabilmek için bu kavramların yani büyüme ve gelişmenin ne olduğunun, farklı iki kavram olduğunun bilinmesi gerekmektedir. Genelde bu iki kavram birbiriyle karıştırılmaktadır. Fakat temelde kavramlar birbirinden farklıdır.  “Büyüme” canlının boyut ve ağırlık yönünden artmasıdır. Diğer bir deyişle nicelik artışıdır. Canlının yapı ve fonksiyonlarının olgunlaşması ya da farklılaşarak yetkin bir duruma gelmesine ise gelişme nedir. Gelişme süreci hem nitelik hem nicelik açısından değişimi gerektiren ve daha kapsamlıdır.

Büyüme ve gelişmenin biyolojik yönünü araştıran bilim alanına “oksoloji (auxology) denir. “Paleontolojik oksoloji” ise geçmişe ait büyüme ve gelişme örüntülerini fosilleri inceleyerek araştıran bir alandır.

İnsanın ortalama 60-70 yıllık yaşantısının yaklaşık 3 te 1 büyüme ve gelişme ile geçmektedir.  Bu başka hiçbir canlıda mevcut olmayan sadece insana özgü bir durumdur. İnsanın öncüllerinde de benzer örüntüler devamlılık sağlar. Yani bugün sahip olduğumuz benzersiz büyüme örüntülerinin kazanmamız uzun süreli evrimsel geçmişle olmuştur. İnsanın büyüme ve gelişmesini birçok etmen etkilemektedir;  genetik, çevre, besleme, iç salgı sistemleri ve bunların kendi içlerindeki etkileşimleri. İnsanın evriminde, ‘insan’ olma süreci diğer primatlarda ayrılması ve daha uzun bir olgunlaşma ve büyüme ayrıcalığını elde etmesi sayesinde olmuştur. Bu süreç bir anda olmamış 4 milyon yıldan fazla bir sürede gerçekleşmiştir.

Şekil 1.1
Şekil 1.1

Kızlar için kesik çizgili, oğlanlar için kesiksiz çizgi ile ifade edilen büyüme eğrileri büyüme miktarını ve süratını (Büyüme oranları) ifade eder. Bu sürat eğrisi “postnatal (doğum sonrası)” dönemi yansıtmaktadır. Kız ve oğlanlar için büyüme atılımı geç çocukluk ve ergenlik aşamasında görülmektedir.  Birbirini takip eden aşamalar B, bebeklik; Ç, çocukluk; J, juvenil (orta çocukluk); E, ergenlik; Y, yetişkinlik olarak ifade edilmiştir

(Prader (1984) ve Bock & Thissen (1980) akt. Bogin (1998)).

 

Biz bu bakış açısında genel olarak 2 aşama üzerine odaklanacağız. Bu dönemler insanın evriminde çok önemli rol oynamaktadır. Bu aşamaların ortaya çıktıkları dönemler, ortaya çıktıktan sonraki büyüme ve gelişimdeki farklılıklar insanın büyüme ve gelişme örüntüleri içerisinde önemli yer kaplamaktadır.  Bu aşamaları “çocukluk” ve “ergenlik” dönemi olarak bilmekteyiz. Bu aşamaların insan, insan olmayan primat ve soyu tükenmiş insansı türler arasındaki varlıklarını, sürelerini hakkındaki araştırmalar üzerinde duracağız. Bu araştırmalar 1924’lere kadar uzanmaktadır.

Şekil 1.2
Şekil 1.2

İlk çalışmalardan biri Antropolog Adolph Schultz tarafından yaşayan insan olmayan primatlar, modern insan ve erken dönem insan üzerinde yapılmıştır. Schultz’un yaptığı çalışma özet olarak insan evrimi ve primatların büyüme ilişkilerini yansıtmaktadır. Schultz’un diğer önemli bir katkısı ise 1960 yılında daha önce yapılan çalışmalar ve verileri toplayarak “Approximate ages of some life periods (Bazı yaşam aşamalarının yaş aralıkları)” isimli  çalışmasıdır. Bu çalışmasını grafikleştiren Schultz, primatlarda yaşam evrelerinin uzunluğunu orantılı artışını göstermektedir. Bu grafiği oluşturmak için ilk daimi dişin (M1) çıkmasını baz almıştır. Grafikte görülebileceği gibi tüm primatlarda temel 3 aşama gözlenmektedir.  Schultz’a göre bu aşamalar bebeklik, juvenil ve yetişkinliktir. Fakat Schultz’un oluşturduğu bu grafik genel hatlarıyla yanlışlarla doludur. Öncelikle “Early Man” ile ifade edilen kısımdaki veriler yetersiz ve spekülatiftir. O dönemlerde çok az sayıda primatla çalışılmıştır. 1980 yıllarına kadar sadece rhesus maymunu (Macaca mulatta), şempanze (Pan troglodytes) ve insanlar üzerinde yeterli bilgiye sahiptik.

Bu çalışma ardından bir çok çalışma daha yapıldı. En önemlilerinden biri de Anna K. Laird’in“İnsanın büyüme eğrisinin evrimi” isimli makalesiyle büyüme ve gelişme terminolojisine çocukluk evresini katması olmuştur. Devam eden çalışmalarda bir önemli nokta ise Alan Mann ile gelen çalışmadır. Mann’in çalışmasının en büyük önemi bu alanda fosiller üzerinde de çalışabileceğini kanıtladı. Mann ve onu takip eden antropologların fosiller üzerinde çalışırken temel aldıkları nokta M1 dişi denilen yani ilk daimi molar dişin çıkma yaşıdır. Mann’den sonra özellikle H. Smith’in çalışmaları ve metodları fosiller üzerindeki çalışmaları fazlasıyla ilerletti. Sonuç olarak ortaya çıkan sonuçlarda Smith’in geliştirdiği metoda göre erken hominin türlerinin (Au. afarensis, Au. africanus, Au. robustus, Au boisei, H. habilis veya erken Homo erectus) hiçbiri ne orangutan ne de insanın büyüme profillerine tamamen uymuyor.Dean ve diğerleri (2001) 13 hominin üzerinde yapılan önceki çalışmaların üzerinden tekrar detaylı bir biçimde analiz yaptılar ve Smith’in çalışmalarını doğrulayan sonuçlar elde ettiler. Dean ve arkadaşlarının çalışmalarında şöyle bir sonuç çıkmıştır; Tam anlamıyla modern diş gelişimi göreceli olarak insan evriminde geç ortaya çıkmıştır. Bu göreceli dönem yaklaşık olarak 1,5 milyon yıl öncesine tekabül etmektedir.  Daha sona De Castro ve arkadaşları bu sürenin 800.000 yıl önce olduğunu iddia ettiler.

Antropolog Barry Bogin ise erken dönemlerde başlayan çalışmaları günümüze kadar inceleyip bir sentez oluşturdu. Bogin’e göre postnatal büyüme 5 aşamadan oluşmaktadır. Bunlar bebeklik, çocukluk, juvenil, ergenlik ve yetişkinliktir. Yaşayan primatlar arasında çocukluk ve adölesan aşamaları insan türüne özgüdür. Ona göre yaş tayini teknikleri ile elde edilen kanıtlar baz alındığında çocukluk evresi Homo habilis zamanı boyunca evrimleşmiş olabilir. Adölesan yani ergenlik aşaması ise sadece anatomik açıdan modern Homo sapiens’e (Bogin, 1999) ve muhtemelen Neandertallere (Nelson & Thompson, 2002) özgüdür.


Bogin özellikle Adolph Schultz’un oluşturduğu grafikten yola çıkarak bir grafik oluşturdu. Grafik içerisinde büyüme aşamaları dışında dikkat çeken bir ayrıntı ise M1 yani ilk daimi dişin patlama yaşlarıdır. Bu bilgi büyüme ve gelişme örüntülerinin hesaplanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Şempanze ve insan dışındaki yok olmuş fosil türlerin M1 yaşlarını 1995 yılında Smith ve Tompkins hesaplayarak ortaya çıkarmışlardır.Grafik içerisinde şempanzeler ile aynı alan içerisinde yer alan bir yok olmuş fosil türü olan Australopithecus afarensis bulunmaktadır. Bu fosil yaklaşık olarak 3.9 myö tarihlendirilir. Au. afarensis insan olmayan primatlar (apeler) ile bir çok anatomik özellik paylaşmaktadır. Beyin hacmi 400 cm3 (Simons, 1989) ve mevcut apelerle dental (diş) gelişim örüntüleri açısından ayırt edilemeyecek kadar benzerlik gösterir(Bromage ve Dean, 1985; Conroy ve Vannies 1991, Smith 1991 aktaran Bogin).Bu nedenle şempanze ve Au. afarensis türü aynı grup içerisinde Şekil 1.3’te tasvir edilmiştir. Çünkü aynı büyüme gelişme örüntüleri sergilediği düşünülmektedir. İki tür de bebeklik, juvenil ve yetişkinlik aşamalarına maruz kalmaktadır.

sekiil13
Şekil 1.3 Homininlerin yaşamlarının ilk 20 yıllarına ait büyüme aşamaları ve evrimi çizelgesi. P/A,Pan and Australopithecus afarensis; Aa,Australopithecus africanus; Hh,Homo habilis; He1,erken Homo erectus; He2, geç Homo erectus; Hs,Homo sapiens (Kaynak, Bogin, 1999)

Au. africanus türünde ise daha büyük bir beyin hacmini (ortalama 442cm3) elde etmek için diğer bir çok memelide de olduğu gibi daha uzun fetal dönem veya daha uzun bebeklik dönemi gerektiriyor olabilir. İlk daimi molar diş (M1) şempanzelerde 3,1 yaşlarında civarında da çıksa da bebek kalmaya ve yaklaşık 5 yaşına kadar emzirilmeye devam ederler. Bu yaşa kadar genç şempanzeler annelerine bağlı yaşar ve eğer annesi ölürse hayatta kalma ihtimalleri azalır (Goodall, 1983; Nishida diğerlri, 1990). M1 patlaması ardından genç şempanzeler anneleri gözetimi altında az sıklıklarla yetişkin tarzı besinleri tüketmeye başlarlar. Ancak bebek şempanzeler annelerinden bağımsız olmadan önce besin bulma işlemlerini öğrenmesi gerekmektedir.  Başarıyla sert kabuklu meyveleri açmak, böcekleri (karınca ve termit) yuvalarından çıkarma işlemlerini anneden gözlem ve taklit yoluyla öğrenmesi 12 ila 18 ay gerektirir (Goodall, 1983). Bu nedenlerle şempanzelerde bebeklik aşaması yaklaşık M1 patlamasından sonra 2 yıl kadar uzamaktadır.

Beyin hacmi ve diş anatomisinden yola çıkarak Au. afarensis ve Au. africanus’un M1 patlama yaşı şempanzeler ile oldukça yakın olduğu tahmin ediliyor (Dean ve diğerleri, 2001). Erken homininler ile şempanzelerin benzer evrimsel yollar izleyip benzer aşamalardan geçmiş olması olasılık dahilindedir. 2.2 myö yıllık fosiller birkaç yönden insana benzemektedir. Büyük bir kafatası hacmi ve daha fazla el becerileri ile birlikte bu zamanlara tarihlendirilmiş alet kültürleri bulunmaktadır. Biyokültürel gelişmeler ile birlikte bu fosillerden elde edilen veriler ile paleoantropologlar bu fosilleri Homo genusuna dahil etmişlerdir.

Bu fosillerden ilki yaklaşık 2,4 ila 1,4 myö tarihlendirilmiş olan ve yaklaşık 650 cm3 ila 800 cm3 kafatası hacmine sahip Homo habilis’tir. Bu beyin hacminin öncül türlere göre daha fazla olması fetal dönem ve bebeklik evresinin uzamasıyla ilişkili olabilir (Martin, 1983). Ayrıca hominin evrimi içerisinde çocukluk aşaması Homo habilis’in evrim süresince gelmiş olabilir (Tardieu, 1998). 1,6 myö öncesine tarihlendirilen erken Homo erectus türünün beyin hacmi ise daha fazladır. Erken yetişkin örneklerde ortalama 826 cm3 olan beyin hacmi bazı bireylerde ise daha uç örnekler göstererek 950 ila 900 cm3 arasında değerler bulabilmektedir. Robert D. Martin 850 cm3 sınırı üzerine Homo erectus türüne ait bireyleri koyuyor. Beyin büyümesinin hızlı ve insanın gibi bir boyuta gelmesinin çocukluk evresinin eklenmesi ve/veya genişletilmesine bağlı olduğunu söylüyor. Geç Homo erectus (He2, 1.0 myö sonraya tarihlendirilmektedir.) yetişkin bireylere ait beyin hacimleri ortalama 983 cm3 civarındadır. Buna ek olarak çocukluk evresinin 1,5 yıl kadar genişlediği düşünülmektedir. Ayrıca bazı fosilleşmiş bireylerde daha büyük bir beyin hacmi (1100 cm3) var olduğu gözlenmiştir. Bunlar geç Homo erectus’un kompleks bir teknolojiye (alet, ateş ve barınak) ve sosyal organizasyona sahip olduğuna dair işaretlerdir (Kevin, 1989). Bogin ve Smith’e göre bu teknolojik-sosyal avantajlar ve gelişimler ile birlikte artan öğrenme, güven hissi, biyolojik ve davranışsal değişimler çocukluk evresinin daha da gelişmesi ile ilişkili olmalıdır.  Bugün Homo sapiens’de var olan özellikler çocukluk evresinin gelişimi ile elde edilmiş olabilir.

Homo sapiens evrimsel süreçte ayrıca doğum sonrası fiziksel büyümenin ve psikolojik gelişimin, sosyal adaptasyonun ve ileri yetişkin hayatına adapte olabilmek için adölesan yani ergenlik aşamasını geliştirmiştir.  İnsan evrimi içerisinde Homo sapiens ve Neandertaller dışında hiçbir homininde ergenlik dönemine ait güçlü bir kanıt yoktur (Bogin, 1999; Nelson ve Thompson, 2002; Smith & Tompkins, 1995; Tardieu, 1998).

Çocukluk ve Ergenlik Aşamalarının Önemi

İnsanda daha kısa bir bebeklik dönemi ve daha kısa bir doğum aralığı görülmektedir. Diş gelişinin insan evriminde önemli bir yeri olduğunu ifade etmiştik.Genellikle primatlarda sütten kesilme ile M1 patlama yaşı aynı dönemlere denk gelmektedir. Bu zamanlama anne bakımı ile yetişkin diyeti tüketme ve işleme süreci ile bağlantılıdır. Kısa doğum aralığı diğer primatlar üzerinde insanlara belirgin bir avantaj sağlar. Çünkü biz iki yavru yetiştirebilecek süreye sahip olurken şempanze ve orangutanlar sadece bir yavru için bunu yapabilirler. İnsan çocukluk evresini geliştirip bebeklik döneminin uzunluğunu ve emzirme gibi yaşasam ihtiyaçları kısaltmış ve diğer primatlara göre daha fazla doğurganlık elde etmiştir. Daha kısa bir emzirme dönemini de süt emzirmenin yüksek masraflı oluşu ve süt üretiminin fizyolojik talepleri ile bağlantılıdır(Ellison, 2001). Daha kısa süreli bir emzirme dönemi annenin bir sonraki bebek için daha hızlı ve daha çok üretkenlik sağlaması açısından önemlidir.

Üreme başarısının artması biyolojik evrimimizin harekete geçmesi için bir itici güçtür. İnsandaki çocukluk evresinin evrimin sonuçları türümüzün üremesi açısından avantaj sağlamıştır. Çünkü daha uzun süreli bir ebeveynden beslenme ihtiyaçları yoktur. Ancak kısmen de olsa çocuklar hala beslenme ve korunma için yetişkinlere bağlıdır. Anneden direkt süt emme yerine özellikle seçilmiş ve hazırlanmış gıdalarda verilebilir. Buna ek olarak çocukların bakımını sadece anne değil toplum içerisindeki kültüre göre değişen başka bireyler veya gruplar bakabilirler.

Özetle çocukluk dönemi sütten kesilip hemen olgunlaşma gerektiren bir ekolojide hayatta kalmak için fazlasıyla önemlidir. Çünkü sosyal memelilerde bebeklik ve yetişkinlik arasında bu dönemin varlığı gelişim süresini uzatmıştır. Bu da sıcaklık, yağış gibi mevsim ve çevresel değişimler esnasında geniş bir yelpazede deneyim elde etmesine olanak sağlamaktadır. Bu da geç olgunlaşmanın en büyük faydasıdır. Çevreye ve iklim koşullarına daha iyi uyum sağlamaya destek olur.

Sadece İnsana Özgü Bir Aşama: Ergenlik

Başka hiçbir canlı türünde bulunmayan ve sadece inana özgü olan ergenlik aşaması üzerine birkaç düşünce bulunmaktadır. Hillard Kaplan ve arkadaşlarının Evolutionary Anthropology dergisi için insanın diyeti, zekâsı ve yaşam süresi hakkında yazdığı makalede ve Watts’ında insan olmayan primatlar üzerinde yaptıkları araştırmalar sonucunda ortaya çıkan veriler neticesinde Bogin şöyle aktarıyor; Adölesan evresi insanın bilgi ve teknoloji, sosyal organizasyon, dil ve kültürün diğer açılarını geliştirmek için ‘ekstra zaman’ sağlamaktadır. Bu hipoteze göre insan kültürü çok kompleks bir yapıdadır. İnsanın yaşam döngüsünde var olan bebeklik, çocukluk ve juvenil evreleri bile bu kültüre tam olarak adapte olup başarılı bir yetişkin olmaya yetmeyecektir. Bogin’e göre ayrıca bu ‘ekstra zaman’ hipotezi iskelet büyümesindeki “ergenlik atılımı” sayesinde geç olgunlaşmayı açıklayabilmektedir. Temel argüman ergenlik dönemi sonuna kadar atalarımızın diğer memelilere göre üremek için daha az zamanı olduğu ve bu nedenle yetişkinlik boyutlarına ve seksüel olgunluğa erişmek için ihtiyacımız olduğudur.

Ancak toplayıcı topluluklarda yapılan ampirik araştırmalar “ekstra zaman” hipotezinin ergenlik evresini açıklamada yeterli olmadığını göstermiştir. Blurton Jones ve Marlowe ikilisinin 2002 yıllarında Hadza topluluğu ve Douglas-Rebecca Bird çiftinin Malinezya Adaları üzerinde yaptıkları çalışma sonuçları bize bu çıkarımı doğrulamaktadır. (akt. Bogin)

Ergenlik büyüme atağı gecikmeli olgunlaşmanın sonucu değildir. Şu göz önünde bulundurmalı ki yetişkin boyutlarına ve doğurganlığa ulaşmak için ergenlik büyüme atılımına ihtiyaç yoktur (Bogin).  Bogin buna kaynak olarak tarihi kaynaklar üzerinde çocuk opera sanatçıların seslerini korumak için hadım edilmesi ama yine de uzamasını gösteriyor (Barbier, 1996; Peschel & Peschel, 1987 akt. Bogin).

Bogin’e göre bir başka sorun ise, “ekstra zaman” argümanı ergenlik büyüme atılımı için atılım zamanlamasını açıklamakta yeterli olmamasıdır. Kızlar doğurgan olmadan önce büyüme atılımını deneyimliyor, ama erkekler içinde bu tam tersi bir durum sergilemektedir.

Adölesan evresi hayatta kalmak için önemli bir aşama olabilir. Sağlıklı bir üreme, genç bireyler yetişkin yetenek ve sorumluluklarını kazanmak için pratik yapabilme süresine sahip olmuş olabilirler. Çevresel baskılara karşı bir savunma geliştirme, yetişkinlerin politik, sosyal, ekonomik, seksüel hayatlarına entegre olması için ek süre tanımış olabilir.  Ayrıca insan toplumlarında ergenlik dönemindeki bireyleri bebek ve çocuk bakımı için yardımlaşma ve kooperatif bir sosyal ağ sistemine dahil etmiş olabilir. Ergenlik büyüme atağı ve cinsiyete özgü olgunlaşma zamanlaması olmadan, kültürel gelişimin bu kadar benzersiz olması beklenemezdi.

Yazan: Ahmet Köz (Lütfen paylaşırken alıntı yapınız)

Kaynakça;

  • Christopher Dean, Holly Smith (2009) “Growth and Development in KNM-WT 15000″,”The First Humans – Origin and Early Evolution of the Genus Homo” kitabının bir bölümüdür.
  • Christine Tardieu (1998) “Short Adolescence in Early Hominids: Infantile and Adolescent Growth of the Human Femur” American Journal Of Physical Anthropology Oct;107(2):163-78.J.
  • L. Thompson, G. E. Krovitz, A. J. Nelson (2003) “Patterns of Growth and Development in the Genus Homo” Cambridge University Press.
  • G.Philip Rightmire (1990) “The Evolution Of Homo Erectus: Comparative Anatomical Studies Of An Extinct Human Species” Cambridge University Press.
  • Shannen L. Robsona, Bernard Wood (2008) “Hominin life history: reconstruction and evolution“Journal of Anatomy Apr;212(4):394-425.
  • Ze’ev Hochberg (2012) “EvoDevo of Child Growth : Treatise on Child Growth and Human Evolution” Wiley-Blackwell Press