Dünyanın İlk Sanatçıları Kimlerdi?

Eski bulguların yeni analizleri, ilk sanatçıları kimlikleri ve yerleri hakkındaki geleneksel bilgileri alaşağı ediyor.
İpucu: Homo sapiens değiller.

1880’lerde, genç bir Hollandalı anatomist, Eugene Dubois, insanlar ve kuyruksuz maymunlar arasındaki kayıp bağlantıyı araştırmaya başladı. gibonlar ile Homo sapiensler arasındaki benzerliği öne sürerek araştırmasına Endonezya’dan başladı. 4 yıllık bir incelemeden sonra, Java adasındaki Solo Nehri’nin yakınına gömülü ,maymunsu bir kaş çıkıntısına sahip ve büyük beyin yeri olan bir kafatası üst bölümü ile buna ek olarak başka parçacıklı fosiller ele geçirildi. Dubois, ve bulduğu “Java Adam”, dönemin,insanın herhangi bir canlıdan evrildiği fikrini kabullenemeyen bilimsel topluluğunu tartışmaya sürükledi.

Dubois’nın kayıp bağ iddiası ilerleyen yıllarda çürütüldü.
Java Adam 1950’lerde Homo erectus olarak yeniden sınıflandırıldı , şimdiyse kazı alanına istinaden ona Trinil 2 deniyor.

Ama Java Adam spekülasyon yaratmayı bitirmedi. Dubois’nın bulduğu ancak yakın zamana kadar dikkatli incelenmeyen diğer fosiller,özellikle çıkarılan deniz kabukları, insanın bilişsel gelişim tarihinin yeniden yazılmasını sağlayacak nitelikte.

Kanıtlar, Dubois Koleksiyonunun yüzyıldan uzun süredir saklandığı Hollanda’daki Leiden Doğal Tarih Müzesinde bulunmaktaydı. 2007 yılında, bir Avustralya Milli Üniversitesi Ph.D. Adayı , Stephen Munro, fosil yumuşakçaları üzerinden tarihöncesi insansı habitatlarını incelemeye başladı. Leiden’den geçerken, Dubois’nın Homo erectus ile beraber topladığı denizkabuklarının fotoğraflarını çekti. İçlerinden birindeki bir zigzag motifi ilgisini çekti.

Munro’nun ilk düşüncesi bu oymanın insan işi olduğuydu. İkinci düşüncesi ise düzenbaz bir müze görevlisinin şaka olarak böyle bir şey yaptığıydı. Yine de emin olamayınca, Leiden Üniversitesi’ndeki meslektaşı Josephine Joordens’e, fikrini almak amacıyla yazdı.

Bir arkeolog ve deniz biyoloğu olan Joordens, Java’nın tarihöncesi çevresini anlamak amacıyla Dubois’nın bulduğu deniz kabuklarını inceliyordu. O ve başka bir meslektaşı önceden farklı bir özellik daha keşfetmişlerdi: bir çok deniz kabuğunun kenarlarında küçük delikler vardı. Bu delikler, fosillerle beraber bulunan köpek balığı dişleriyle oluşturulmuş gibi görünüyordu. Güçlü bir parmakla bastırılan midyeye dişle müdahale, kabukları tutan bağın ayrılmasını ve sonuçta bunu yapan kişinin beslenmesini sağlıyordu.

Solo Nehri’nin yakınındaki tortular, deniz kabuklarının 430.000 ila 540.000 yaş arasında olduklarını doğruluyordu. Bu da, bunların üzerindeki deliklerin kaydedilen ilk bilinçli delme vakası olduğunu kesinleştirdi. Bu keşif , Afrika’da bulunan ve ilk bilinçli delme vakası olarak adlandırılan boncuklardan binlerce yıl öncesine dayanıyor. Her ne kadar biliminsanları delikler ve zigzag arasındaki bağın somut kanıtını bulamasalar da, Joordens yazıyor : “ Oyma sanatı büyük ihtimalle midyeleri yiyecek için açmaya çalışırken doğdu.”

Mikroskop altında incelendiğinde, zigzag motifinin milenyum boyunca hava koşularına maruz kaldığı; dolayısıyla bilinen en eski oyma olan , Güney Afrika’daki Blombos Mağarasında, modern bir insan tarafından bir toprak parçasına yapılan oymadan 300.000 yıl eski olduğu keşfedildi.

George Washington Üniversitesi paleoantropoloğu Alison Brooks: “Bulgular Nature’da yayınlandığında gerçekten hayran kaldım. Bu oymanın iletişim amacı mı güttüğü ya da sadece bir karalama mı olduğu belli olmasa da, uzak atalarımızın yaratıcılığı beni çok etkiledi.”

Munro, Avustralya Milli Müzesi’nin yeni sorumlusu; yeniliği, ada habitatlarının değişkenliğine ve bunun getirdiği sürekli adaptasyon gerekliliğine bağlıyor. “Bu çevrenin bu kadar dinamik olması rastlantısal değil” diye ekliyor. (Bunu söylerken, geçen Ekim ayında Nature’da yayınlanan, komşu ada Sulawesi’de bulunan dünyanın bilinen en eski sembolik sanat eserine gönderme yapıyor.)

Javalı deniz kabuklarının müze arşivlerinde çürümesinin aksine, Sulawesi’nin devrimsel mağara resimleri göz önünde saklı kalmıştı. On yıllardır turistlerin ilgi odağı olan bu resimler, kalker karstlarına çizilmiş hayvan figürleri ve çevrelerindeki insan eli siluetlerinden oluşuyor. Mağara resimlerinin ada nemine dayanamayıp hızlıca bozulması bilindiği için, biliminsanları bu sözkonusu resimlerin 10.000 yıllık ya da daha genç olduklarını düşünüyorlardı.

2011’de bir gün, bir Griffith Üniversitesi arkeloğu, Adam Brunnan, bazı çizimlerin “mağara patlamış mısırı” da denilen kalsit büyümesiyle kaplandığını fark etti. Bunun anlamı, bunların, Griffith’in meslektaşı Maxim Aubert tarafından mükemmelleştirilen radyoizotop testiyle tarihlerinin saptanabileceğiydi.

Aubert mağara patlamış mısırından, mikro-kazı tekniği adını verdiği bir şekilde; kalsiti aşırı ince katmanlar halinde keserek örnekler aldı. Her örnek için, uranyumun, radyoaktif çürümenin bir ürünü olan toryuma oranını hesapladı. Ölçüler, altta yatan sanatın minimum yaşını verdi. Domuz-Geyik adlı yerli bir hayvanın resmi en az 35.400 yılıktı, yani Fransa’nın Chauvet Mağarası’ndaki , bilinen en eski resimlerden çok daha eskiydi.

Tarihi yeniden çizmek.

Bu sanat eserleri, türümüzün gelişimiyle ilgili geleneksel bilgilere ciddi bir sorgulama yaşatıyor. 1880’den beri, özellikle İspanya’nın Altamira Mağarası’ndaki tarihöncesi resimler keşfedildikten sonra, birçok paleontologist insanların Avrupa’da, yaklaşık 35.000 yıl önce tamamen modernleştiğini savunuyordu. Avrupalı mağara resimleri bazen beyin mutasyonuna da atfedilen bir “yaratıcılık patlaması” olarak farz ediliyordu. Bu teori, Avrupa ve diğer yerlerde bulunan sembolik sanat eserleri arasındaki yaş tutarsızlığı öne sürülerek destekleniyordu.

“Uzunca bir süre boyunca, ilk insan atalarının 2 milyon yıl önce Afrika’yı terk etmelerinden beri, Afrikalıların dünyanın geri kalanıyla bir alakalarının olmadığı düşünülüyordu.” diyor Brooks. “Avrupa’nın en eski sanat bakımından benzersiz olmadığı gerçeği, Afrika’yı terk eden insanların resim ve sembol yaratma konusunda , hem de bir süredir varolan bir kapasitelerinin olduğunu kanıtlar nitelikte” diye ekliyor.

Griffith Üniversitesi’nden, Aubert ve Brumm’un onların araştırmalarına katılmayan bir meslektaşları, Paul Taçon, Java’lı deniz kabuklarını Sulawesi mağara resimlerine bağlıyor. “Atalarımızı küçümsüyoruz” diyor. “Modern insanlar tarıfından icat edildiğini sandığımız birçok şey, büyük ihtimalle çok daha eskiye dayanıyor. Çok eski olan göç ve adaptasyon mekanizmaları , küçük ve yaratıcı artistik dışavurumları tetiklemiş olabilir.” “Soyut dizayn, büyük ihtimalle arkaik insanların yüzbinlerce yıldır uğraştıkları bir şeydi” diye ekliyor.

Sanatın kökenini araştırma merakı gün geçtikçe globalleşiyor. Taçon şu anda Avustralya, Malezya ve Çin’de taş sanatı inceliyor. Brooks Namibia’daki mağara resimlerini inceliyor. Aubert, Borneo’daki taş sığınakları araştırıyor. Joordens ise, Dubois’nın ilk kazı alanına geri dönmüş, Java’nın hala gizli kalmış olabilecek sırlarını açığa çıkarmaya çalışıyor.

Kaynak : http://discovermagazine.com/2015/june/23-making-a-mark#.Vb1uVpRIBO0.twitter

Leave a Reply