Evrim Ağacımızdaki İlk Kasaplar

Yaşayan insanların kökenleri 7,3 milyon eskilere kadar dayanıyor.  Bizler Homo sapiens olarak isimlendiriliyoruz. Bu latince terimlerin anlamları ise “akıllı insan” anlamına geliyor. Hem genetik hem de fosil kanıtlar bize türümüzün 200.000 yıl önce Afrika’da var olduğu gösteriyor.  Ama eski Homo genusu türleri nerede ve ne zaman evrimleşti? Ve bizi evrim ağacımızda, soy ağacımızda benzersiz yapan özellikler nelerdir?

Homo habilis "elverişli insan" olarak uzun yıllarca Homo genusun içerisinde taş alet yapımının başlatan tür olarak bilindi.
Homo habilis “elverişli insan” olarak uzun yıllarca Homo genusun içerisinde taş alet yapımının başlatan tür olarak bilindi.

Bu özellikleri öğrenmek için öncüllerimizden biri olması muhtemelen olan ve “yetenekli insan” olarak bilinen Homo habilis’e bakabiliriz. Bu tür 1964 yılında Louis Leakey önderliğindeki ekip tarafından Tanzanya’daki Olduvai Gorge bölgesindeki kazılar sonucunda bulundu.  Ekip bu fosil buluntusunu daha eski öncüllerimiz olan Australopithecus genusuna göre daha büyük bir beyin ve beden yapısı, daha küçük bir diş yapısıyla tanımladılar. Ayrıca fosillerin bulunduğu tabakada Olduvan taş alet kültürü olarakta isimlendirilen aletler keşfedildi. Bu aletler kısacası basit taştan bıçaklar olarak ifade edilebilir. Daha sonra, 1981’de yine aynı bölgede “kesilme” izlerinin olduğu hayvan fosilleri bulundu. Bu bizim için şunu gösteriyor ki Homo habilis büyük hayvanların etlerini kesebiliyordu.  Homo habilis’le beraber türümüze özgü olan iki özellik tanımlanmış oldu; “alet kullanımı” ve “etobur diyet”.

1997 yılında ise Etiyopya Gona kazı alanında 2,5 ila 2,6 milyon yıl öncesine tarihlendirilen aletler bulundu. Aynı yıl, yeni bir Homo habilis’e ait üst çene kalıntısı da Hadar kazı alanında bulundu. Bu buluntunun tarihlendirilmesi yaklaşık 2,34 milyon yıl öncesine dayanıyor. Daha sonra, Etiyopya Borui kazı alanında 2,5 milyon eskiye tarihlendirilen taş alet izlerinin bulunduğu hayvan fosilleri bulundu.  Bu izler o dönem yaşayan insanların hayvanların iliklerini çıkarmak için taş aletleri kullandığını gösteriyor.  Yeni keşiflerin ardından taş aletler ile yaklaşık 2,3 ila 2,5 milyon yıl önce başlayan et yemenin arasındaki ilişki ile birlikte büyük bir beyin hacmi Homo atalarına özgüdür.

Fakat yeni buluntular bizleri düşünmeye sevk ediyor.  2010 yılında ilginç bir keşif oldu, Etiyopya Dikika kazı alanında 3,4 milyon yıl öncesine ait taş alet izlerine sahip iki kemik bulundu.  Bu keşifle daha önceki bilinenlerden daha eski bir tarihe ait et yeme ve “kasaplık” izleri bulunmuş oldu.  Ve bu tarih ise Homo genusuna oldukça uzak bir tarihtir. Bu şunu akla getiriyor; Australopithecuslar taş aletleri kullanıp bununla beraber et mi tüketiyordu?

Ancak Australoptihecus’ların taş alet üretip üretmediği bilim insanları arasında tartışmalara sahip bir konudur. Belki Australopithecus’lar taş alet üretmemiş olabilir ama kanıtlar bize en azından onların doğal olarak şekillenmiş bazı taşları bir bıçak gibi kullanmış olabileceğini gösteriyor.  Bununla birlikte, 2015 yılında Kenya Lomekwi 3 nolu kazı alanında, 3,3 milyon yıl önceye tarihlendirilmiş taş aletler bulundu.  Bu keşifler taş alet yapımının tarihçesini 700,000 bin yıl geriye atmış oldu.  Geçen yıl mart ayında Etiyopya’daki Ledi-Geraru araştırma alanında 2,8 milyon yıl öncesine tarihlendirilmiş bir çene fosili bulundu.  Bu buluntu ise Homo genusunu yarım milyon geriye atıp tarihlendirmeleri değiştirdi. Bu fosiller, henüz Homo genusuna atfedilmemiş olsa da, özellikleriyle bizim en erken atamıza benzerlik göstermektedir.

Araştırmacılar Koobi Fora, Kenya'da 1,5 myö tarihlendirilen kasaplık izlerinin olduğu hayvan kemikleri buldu.
Araştırmacılar Koobi Fora, Kenya’da 1,5 myö tarihlendirilen kasaplık izlerinin olduğu hayvan kemikleri buldu.

Yeni buluntular eşiğinde, et yeme ve taş alet yapımının tarihçesi 3,3 milyon yıl eskiye kadar götürülmektedir.  Ancak kesin olarak az sayıda taş alet ve/veya taş alet izine sahip hayvan kemikleri 1,8 milyon yıl öncesinde bulundu.  Kenya’daki Kanjera South olarak bilinen erken dönem kazı alanı bizlere en erken kasaplık izlerini sunuyor.  Kasaplık faaliyetlerinin “başlaması” 2 milyon yıl eskiye tarihlendiriliyor.

Yeni kanıtlar ise taş alet yapma ve kullanma pratiğinin genusumuzdan yarım milyon yıl eskiye tarihlendiriyor.  Bu alet yapma ve kullanma bizlerin hayatta kalmasında kesinlikle yardımcı oldu. Alet yapımının besinlerin daha geniş bir şekilde tüketilmesini kolaylaştırdı ve gıdaları daha yoğun ve verimli işlenmesini sağladı.  Muhtemelen bu yemekleri daha lezzetli ve daha fazla kalori elde etmede faydalı oldu. Bu durumda et ve ilik yemek, alet yapımı; bizlerin besinlerden yüksek oranlarda protein, yağ ve kalori alabilmek Afrika savanlarında diğer birçok besin kaynağına göre mümkün olabilmiştir.

Bu avantajlar göz önüne alındığında taş alet yapımının evrimsel tarihte daha sık yapılmış davranılmış olabilir veya sadece bizim yani Homo genusu ile ortaya çıkmış olabilir. Şempanzelerin sert kabuklu yiyecekleri kırmak için taş aletleri kullanmış, hatta bebek primatları –çalı primatları da deniyor- avlamak için tahtadan mızraklar bile yapmıştırlar. Bunları yapmak ve yapma kapasitesine ulaşmak evrimsel köklerinin derin olduğunu düşündürtmektedir. Yine de hala şempanzeler atalarımızın yaptıkları gibi aletleri hala yapamıyor. Onlar ayrıca kendilerinden daha büyük hayvanları yemiyor, özellikle onlardan daha küçük olan Colobus maymunlarını yiyorlar. Erken kasapçı izlerinde ise ele geçen kemiklere Australopithecus bireylerinden büyük olan antilop ve zebralara aittir.

Peki tüm bu Homo genusunun taş aletlerin ilk yapımcısı olduğu fikri bize ne anlatıyor?

Bilim insanları mevcut kanıtları toplayarak ve bunlara yeni kanıtlarda ekleyerek bir hipotez oluşturup test ettiler.  Uzun süredir kabul edilen bir hipotez olan sadece bizim genusumuzun taş alet yapme ve kullanma yeteneğinin olduğu savunusu, Lomekwi’de bulunan taş aletler, Dikika’da kasaplık izlerinin olduğu kemiklerin bulunmasıyla bunu çürütüp, taş alet kullanımını ve et yemeyi yarım milyon kadar eskiye attı. Belki de devam eden çalışmalarda bu kalıntıların bulunduğu katmanlarda Homo genusuna ait fosillerde bulunabilir.

George Washington Üniversitesinden Bernard Wood şöyle söylüyor; “Homo genusu için belirsiz bir kanıt gibi duruyor,” ve Homo habilis’in Homo veya Australopithecus gibi bir cins olarak –tür değil de bir üst takson- sınıflandırılması gerektiğini savunuyor. Erken Homo türleri için bir yorumda şunu öneriyor, anatomik, fizyolojik ve davranışsal özellikleri, gelişen ve uzun tek bir paket halinde bizim genusumuzu tanımlamak içim çıkmamış olabilir. Ancak bunun yerine bazı özellikler daha önceki ve sonraki gelişen, 3 farklı soyda 1 milyon yıldan fazla sürede gelişmiş olabilir. Her durumda genusumuzun kökenleri hakkında bu yeni buluntular ile daha fazla bilinmez bir hale gelmiş ve Homo genusu aile ağacımızda alet yapıcısı ve et yiyeni olmayabilir.

Kaynak; Sapiens.org