Bilim, Evrim, Antropoloji

Genlerle oynamak Tanrıcılık oynamaya benziyor. Kaldı ki, bu neden yanlış olsun? – Johnjoe McFadden
, / 3660 0 0

Genlerle oynamak Tanrıcılık oynamaya benziyor. Kaldı ki, bu neden yanlış olsun? – Johnjoe McFadden

SHARE
Ana sayfa » Genetik » Genlerle oynamak Tanrıcılık oynamaya benziyor. Kaldı ki, bu neden yanlış olsun? – Johnjoe McFadden

Yazar: Johnjoe McFadden
Moleküler Genetik Profesörü
University of Surrey

Britanyalı bilim insanları, embriyoların DNA’larını değiştirmek için izin alma yolunda. Bu sayede tahrip edici hastalıkları ana rahminde iyileştirme şansına sahip olabileceğiz. O zaman hala neyi bekliyoruz?

Bilim insanlarının insan embriyolarının DNA’larını değiştirmek için izin almak üzere olduklarına dair açıklama şüphesiz, genlerle oynama (GO) teknolojisinin karşıtlarından gelecek olan çok sayıda eleştiriye yol açacaktır. Bu kesim, genetik değişiklik yapmak suretiyle ‘‘Tanrıcılık oynadığımız’’ konusunda bizi uyaracaktır.

Bu fikri savunanlar haklı. Doğrusu o ki, embriyolar üzerinde genetik değişiklikler yaparak kesinlikle Tanrıcılık oynamaktayız. Fakat, bu illa da kötü bir şey değil, zira Tanrı, doğa veya yaratıcımız her ne veya kim ise çoğu kez hatalar yapmakta ve bu hataları düzeltmek bizlere düşmekte.

Ne yazık ki, bu yıl Büyük Britanya’da doğacak olan aşağı yukarı yarım milyon bebeğin takriben yüzde 4’ü doğum esnasında erken ölüme ya da çocuk ve ailesine büyük acılar yaşatabilecek ciddi bir hastalığa yol açacak genetik veya başka bir büyük çaplı sorun ile hayata başlayacaktır. Bu araştırmanın sonucunda, bir ‘‘word’’ dosyasını son halini almadan önce nasıl değiştirebiliyorsak, bir çocuğun gelişimi son halini almadan DNA’sıyla oynamak suretiyle çocuğun olası potansiyel hastalıklarını önleyebilecek teknolojik ilerlemeler kaydetmiş olabiliriz. Bu araştırmanın başarılı sonuçlar vermesi, ciddi genetik hastalıklarla doğmuş bebek sayısının önce azaltılması, zamanla da sıfıra indirilmesini sağlayabilir.

Bununla birlikte, DNA’mızı bir sayfanın üzerindeki mürekkep örgesiyle karşılaştıramayız değil mi? DNA’mız o kadar özel addedilir ki, ‘‘bu onun DNA’sında var’’ ibaresi, atalarımızın kaderlerinden ya da ruhlarından bahsederken bürünecekleri kaderci üslubun aynısı bir üslupla dile getirilir. Birçoğu koyu ateist olan GO karşıtları, DNA’mızın bir şekilde özel ve yaratıcı olarak Tanrı’nın yerini aldığını düşündükleri ve mutlak güce sahip, bilge ve iyiliksever olan doğanın bizlere bir armağanı olduğu görüşünü sık sık dile getirmekte. Fakat, bu gerçekte böyle değil. Doğa tamamen şansa dayanan mutasyon ve doğal seleksiyon prensibinin bir karışımından müteşekkil. Doğanın da biz insanlar gibi sık sık korkunç hatalar yapmayacağına dair bir büyük plan ya da gerekçe yoktur. Bu hatalar şayet insanların korkunç acılar çekmelerine neden olabilecekse, bu hataları düzeltmek bizim üzerimize düşen bir vazife olmalıdır.

DNA’mız sadece bir kimyasal. İlkokul öğrencileri bile okul laboratuvarında DNA’yı hücrelerden ayırabiliyor ve yapışkan bir pamuk parçasına benzeyen bu maddeyi cam bir çubuk üzerine yerleştirebiliyor. Kuruduğunda DNA lifli bir kağıda benziyor. Yendiği veya yakıldığı takdire müteşekkil olduğu atom ve molekül formuna geri dönüyor. Atomların arasında sihirli bir bileşen yok. Bir ruh mesela. Sadece atomlar ve boşluk. DNA bilinen evrenin en şaşırtıcı kimyasalı ama bu onun sadece bir kimyasal – havada da bulabileceğiniz karbon, hidrojen, oksijen ve nitrojenden müteşekkil bir kimyasal – olduğu gerçeğini değiştirmiyor. El tırnaklarınızdan yahut da saçlarınızdan daha ruhani değil. Kaldı ki, tırnaklarımızı ve saçlarımızı uzadıkları zaman kesmekte sakınca görmeyiz.
İnsan embriyolarının genleriyle hastalıkları ortadan kaldırmak için oynamanın etik açıdan bir görme kusurunu gidermek amacıyla lazer ameliyatı gerçekleştirmek ya da doğuştan gelen bir kalp sorununu gidermek için bir bebeğin ameliyat edilmesinden farkı bulunmamakta. DNA, vücudumuzun hata verebilecek parçalarından sadece bir tanesi.

Öte yandan genlerle oynamak çocuklarımız için devrim niteliğinde faydalar sağlayabilir. Londra’da bulunun Great Ormond Street Çocuk Hastanesi’nden bir ekip yakın zamanda şu an nekahet döneminde bulunan lösemili bir 1 yaşındaki çocuğu gen tedavisiyle tedavi etti. Bu alandaki teknoloji gitgide ilerlemekte. Pensilvanya Üniversitesi Perelman Tıp Fakültesi’nde çalışan bir ekip, bu haftaki ‘‘Nature Biotechnology’’ isimli dergide, yeni doğmuş bir farenin genetik karaciğer hastalığını iyileştirdiklerini yazdı. Bu teknolojiyi insan embriyoları üzerinde uygulayarak tahrip edici genetik hastalıkları ana rahminde tedavi edebiliriz.

Fakat, bebekleri genetik modifikasyonla normalinde olacaklarından daha sağlıklı, daha zeki ve daha güzel hale getirmek kaygan bir zemin değil mi? Bu, HG Wells’in fütüristik Zaman Makinesi adlı romanında öngördüğü, ve bu tarz bir teknolojinin sadece süper zenginlerin kullanımına açık olduğu bölünmüş bir topluma yol açabilir mi? Belki de. Ama gelin bu konuyla ilgili olarak böyle bir durumun ortaya çıkabileceği gelecekte endişelenelim ve şimdiye odaklanalım.

Şu an çoğu sağlıklı birer çocuk sahibi olan ve genlerle oynamanın yaratabileceği etik sorunları endişeyle karşılayanlarımız, hemofili, kistik fibroz ve kas distrofisi gibi hastalıklarla doğan çocukların ebeveynlerine şayet bu tür bir teknoloji o esnada var olsaydı bundan istifade edip etmeyeceklerini sormalılar. Bilimden şayet insanların çektikleri acıları ortadan kaldırmak için istifade edilebilecekse, hala neyi bekliyoruz?

Çevirmen: Aykın Berk Pakel

Kaynak: theguardian.com

Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com