Homo naledi’nin Manşet Değeri

‘un yazdığı fossilhistory.wordpress.com sitesinde yayınlanan yazısı:

Son zamanlarda bir mağarada yaşamıyorsanız (ya da haklı olarak haberlerden uzak değilseniz), bu yıl içerisinde Güney Afrika’dan gelen bazı önemli haberleri farketmişsinizdir. Lee Berger ve John Hawks’ın liderlik ettiği araştırmacı ekibinden gelen haberler şöyle:

1) Homo naledi’nin yaşı,
2) Fosillerin bulunduğu yeni bir bölgenin keşfi
3) Bulunan bölgede bütün halinde Homo naledi iskeleti.

Beklendiği gibi bu haberler manşet oldu. Bulunanlarla ilgili bazı kıymetli değerlendirme yazıları zaten yazıldı -bir tanesi için bakınız Nathan Lentz- bu yüzden ben başka bir şey yapmak istiyorum. Manşetlerin içeriğinde gördüğüm bir probleme işaret etmek istiyorum. Manşetler naledi haberlerinin “son derece tartışmalı” ve sert çatışmalara yol açacağını haykırıyordu. Evet bu medya ile ilgili genel bir problem, özelde bilimsel duyurularla ilgili. İnsanların habere ilgilerini çekmek ve tıklatmak için kullanılan “insan tarihinde ilk”, “şimdiye kadarki en büyük”, “çok tartışılacak”  vs. buluş nitelemeleri.

Bu pratikte değişmesi gereken bir şeyler olmalı. Haydi fosillerin ne kadar şaşırtıcı olduklarını ve bize neler öğretebileceğini kutlayalım. Fosil keşiflerinin ilginç sıfatını haketmeleri için muhteşem tartışmalar yaratacak nitelikte olması gerekmiyor. (spoiler uyarısı –benim paleantropoloji çizgisinden bakış açımdan- bu haberler manşetlerde iddia edildiği gibi öyle ciddi tepkiler ya da düşünsel karşıtlıklar doğuracak nitelikte değil.) Fosil keşifleri kimi sebeplerden ötürü ilginç, büyüleyici ya da heyecan verici olabilir, son Homo naledi haberleri buna güzel bir örnek. Bilim tamamen yeni sorular sormakla, bilinmeyeni keşfetmekle ve önceki hipotezleri sorgulamakla ilgilidir. Şimdi heyecan verici kısma gelelim. Keşfin birinci günü H. naledi bizi eski notlarımızı yoklamaya ve daha önce kestirilemez olanla ilgili sorular sormaya itti. Tartışmaların yanı sıra, H. naledi’yi kutlayabileceğimiz diğer nedenleri listeledim:

1- Fosiller güzeldir. Bu yüzü gördün mü? Bir dakika şuna bir bak. Gerçekten bak. Hominin ailesinin bir üyesini ilk kez görüp bunu kutlamak isteyen sadece ben olamam değil mi? Şu yüzün kemikleri, özellikle de burun etrafındakiler, çok narin ve yüzbinlerce yıl korunaklı kalması beklenmez. Hele bir de iskeletin bunca kısmının ortaya çıkarılabilmesi gerçekten nadir görünen bir marifet eseri.

Neo’nun safi varlığı ve korunma derecesi manşete değer. İskeletin isminin “armağan” anlamına gelmesi çok da merakımı cezbetmedi. Narin fosillerin çıkarılabilmesi zor bir iştir. İskelet toplamaya gitme işi yukardan kolay bir iş gibi görünebilir, zeminden güvenli şekilde kaldırılması, yerleştirilmesi ve üzerinde çalışılması. Alkışların büyük bir kısmı saatlerce kayaların arasından narin kemikleri çıkaran kazıcılara olduğu kadar bu fosil bölgesini keşfeden mağara araştırmacılarına da gitmeli.

2- Yeni şeyler öğrendik. Evet, oldukça yeni bazı şeyler öğrendik ve yenileri de gelecek, eminim. Öğrendik ki, H. naledi tartışılmaz biçimde homininlerin bir üyesiydi ve yaklaşık 300,000 yıl öncesinde Güney Afrika’da yaşıyorlardı. Öğrendik ki, primitif özelliklerin, küçük beyin ve tırmanma adaptasyonları gibi, yakın geçmişe kadar aktarılabilmesi-sürdürülmesi mümkün. Fakat bu yeni buluntularla ilgili anlaşılır bir şekilde şok edici ve şaşırtıcı olarak öğrendiğimiz şey, modern insanlar yakın geçmişe kadar Güney Afrika’da kesinlikle yalnız değildiler.

3- İnsan evrimi ve insanın doğadaki yeriyle ilgili uzunca zamandır süregelen fikirleri sorgulama sürecine itildik. Bu tip zorlamalar sıklıkla bilimsel gelişimle sonuçlanır. H. naledi, bir kısım yıkanacak fikirler listesini önümüze koydu. Büyük beyinlerin son dönem insan evriminde önemli olduğu varsayımı, insan evriminin diğer canlılarınkinden daha az girift olduğu inancı ve dahası. Yine anlaşılır biçimde en ilgi çekici yüzleşme, yakın tarihte kürede yaşamı Homo sapiens’in yönettiği ve bunu görece yalnız yaptığıydı. Kanıtlar uzun süredir bu fikri yıkmaya çalışıyor.

Bilim insanları Neandertallerin modern insanlarla eş zamanlı olarak bir müddet varlık gösterdiklerini kabullendiler. Ve çok yenilerde Denisovanların ve Flores’in küçük hobbitlerinin de 60,000 yıl öncesinde sahnede olduklarını farkettiler. Bu tartışılabilir, fakat insan evrimi Afrika’da devam ederken bu türler birbirlerine çok uzak bölgelerde, Asya’da ve Avrupa’da varlık gösteriyorlardı (sonrasında Afrika terk edildi ve bu varlıkların bir kısmıyla karşılaşıldı).

Homo naledi ise farklı. Bu canlılar Güney Afrika’da bulundular, modern insanın arka bahçesinde. Bu heyecan verici ve kafada birçok soru işareti oluşturuyor. Homo sapiens grupları Homo naledi gruplarıyla hiç karşılaştılar mı? Öyle olduysa eğer, karşılaştıklarında ne oldu? Neden Homo sapiens hala burada ama Homo naledi değil? Bütün bu türlerin-ırkların dünyada bulunduklarını ve eş zamanlı yaşadıklarını ve dünyadaki kaynaklar için rekabet ettiklerini hayal ediyorum, Game of Thrones misali.

 

Son haberler ile bilim insanları bizlere daha önce görmediklerimizi gösterdi, yeni şeyler öğretti, birçoğumuzu doğadaki yerimizi yeniden düşünmeye yöneltti. Bu çeşit merak ve gelişim bilimin ta kendisidir, öyle değil mi? Not: Bilimde her zaman tartışma, çatışma ve kontrollü dozda ayrılık olacaktır, bilimin doğası bu: fikirleri eldeki bilgiye/veriye göre sınamak. Fikir ayrılıklarını küçümsemek niyetinde değilim ya da hiç böyle bir şey olmadığını varsaymak. Genel bilimsel çaba için bu şarttır. Sadece, medyanın zaman zaman Paleantropoloji alanına, başka manşet değeri olan konuları görmezden gelerek, tutarsız ve abartılı yaklaştığını söylemeye çalışıyorum.

Ben bu konuları (ve daha fazlasını)  “sansasyonel buluş” konulu bültenlerden daha ilgi çekici buldum. Başka kaçırdığım, kutlanacak bir haber var mı? Lütfen yazın.

Kaynak: fossilhistory
Çeviren: Ali Keçelioğlu