İnsan evriminde önemli noktalardan biri olan ve insanı insan yapan özelliklerden biri olarak görülen bipedalizm nedir? Bipedalizm in insan evrimindeki önemi nedir ve insana ne gibi katkılar sağlamıştır? Gerçekten de bizi insan yapan bir özellik olarak sayılabilir mi?

İnsanın öncülleri yani atalarımız ağaçlarda yaşayan primatlardı. Bizi bugün onlardan farklı yapan bir çok özellik bulunmaktadır, ilk akla gelenleri dik yürüme, ateşin kullanımı, beyin kapasitesinin artması, konuşmak gibi özelliklerdir. Bunlardan ilki ve belki de en önemlisi bipedalizm insanın öncüllerinin ağaçlardan yere inerek –kusurlu da olsa- arboreal (ağaçta yaşamı) bırakmaya başlamaları, ilk homininleri iri kuyruksuz maymunlardan ayırmıştır. Bu durum uzun bir süreç sonucu oluşmuştur.

Öncüllerimiz Sahelanthropus tchadensis, Orrorin tugenensis ve Ardipithecus’larda da dik yürümeye dair izler görülmektedir ancak modern insanlar kadar özelleşmiş değildir. Özellikle diyetleri ve ele geçen fosillerden ortaya çıkarılan kanıtlar aracılığıyla, bu türlerin hem ağaç yaşamı hem de yer yaşamanın adapte olduğu ortaya çıkmıştır. Ufak ve hızlı olmayan öncül insanlar muhtemelen yırtıcılardan korunmak için ağaç yaşamına da devam etmişlerdir. Ancak yumru, kök vb besinleri toplamak için yere inmiş olmaları muhtemeldir. Özetle dik yürüme özelliği kısa sürede gerçekleşmemiş yavaş ve uzun süreçte günümüz insanına kadar gelmiş ve hala devam etmektedir.


Elimizdeki kanıtlara bakacak olursak, ilk olarak insanlar ile şempanzelerin ortak atadan ayrıldıkları döneme tarihlendirilen Sahelanthropus tchadensis’in bulunan fosillerinde “foromen magnum’un” (omuriliğin beyinle birleşmesini sağlayan delik) iri maymunlarınkine göre daha önde konumlanmıştır. Bu da bize S. tchadensis’in dik yürümeye başladığını gösterir. Büyük ihtimalle erken homininler içerisinde sınıflandırılan Orrorin tugenensis’in bir çok bireyine ait bulunan fosiller ile hem dik yürüdüğünü hem de ağaç yaşamına devam ettiğini göstermektedir. Kalın sağ pazu kemiği (humerus) ağaca tırmanma becerilerini, sol uyluk kemiği (femur) ise iki ayak üzerinde dik yürüdüklerini gösterir. Ayrıca bu türün ağaçlık kesimde yaşadığına dair fosiller bulunmuştur.

İlk hominin olarak belirlenen Ardipithecus türüne ( A. kadabba ve A. ramidus artık tek tür olarak kabul ediliyor.) ait fosiller arasında el ve ayak kemikleri, üst kola ait kemik parçaları bulunmuştur. Bu tür çayır ve savanlık yerine ağaçlık yerlerde yaşamıştır. ( kendisinden gelen homininlere göre aksi bir durumdur) Ardipithecus’a ait leğen kemiği fosili tırmanma ve dik yürüme arasında geçiş özellikleri göstermektedir. Pelvis kemiğinin alt kısımları primitif özellikler gösterse de üst kısımlarının yapısı diklemiş kalçayı ve dolasıyla dik yürümeyi işaret etmektedir. Ayrıca ayaklarında kendisinden sonra gelen homininlere benzerlik gösteren ark yapısı bulunur.

Şimdiye kadar fosilleşmiş kemikler üzerinden dik yürümeye kanıtlar gösterdik. Aslında bu homininlerden sonra gelen türler içinde aynı durumlar geçerli. Bulunan pelvis kemikleri, femur, humerus ve ayak kemiklerindeki ark yapı gibi buluntular ile dik yürümenin günüme gelene kadar daha da iyi bir hal aldığını görebiliyoruz. Fakat bunun dışında bulunan başka kanıtlarda mevcut. En güçlü örnek olarak karşımıza ünlü Lucy’inin de içerisinde bulunduğu A. afarensis’lerin bulunduğu, volkanik küller içerisinde fosilleşmiş ayak izlerinin arkeolojik kalıntılarıdır. Bu kalıntıların tümü bize insanın evrim çizgisinde dik yürümenin varlığını çok açık bir şekilde öne sürüyor.

Peki dik yürüme neden önemlidir?

Dik yürüme özelliği bizim için bel ağrıları, fıtık vb rahatsızlıklar getirse de faydalarının daha fazla olduğu kesindir. Öncelikle dik yürüme insan yaşamında farklı bir yaşam tarzı ortaya çıkarmıştır. Bu yaşam tarzı savanlık ve açık çayırlık alanlarda geleneksel olarak uyum sağlama özelliğini kazandırmıştır. Bipedalizmin ormanlık alanlarda çıktığı muhtemelen doğrudur ama gelişme gösterdiği yerler açık alanlardır. Bu da bize bipedalizmin neden başladığına dair izler sunabilir. Özellikle yırtıcı hayvanlardan korunmak için ağaç yaşamını birdenbire bırakamadığımız kesindir. Bunun dışında ağaçların seyreldiği alanlarda sadece yaprak veya ağaçlarda bulunan meyveler ile hayatta kalma savaşanımda hayatta kalamayacağımız de kesindir. Bu yüzden yere inip protein, karbonhidrat ve şeker açısında daha zengin besinler bulma girişimlerimiz de doğaldır.

Besin bulmak için çevreyi izleyebilmek ve sulak alanlarda da arama yapabilmek açısından dik yürüme önemlidir. Ayrıca dik yürüme sayesinde bir şeyler taşımak bunları az da olsa depolamak hayatta kalmak açısından önem teşkil etmektedir. Daha da önemlisi güneşten gelen radyasyonun ve sıcağın vücuda maruz kalmasını büyük oranda azalmıştır. Dört ayaklı yaşam biçimi bipedalizme göre güneş ışınlarına %60 daha fazla maruz kalmaktadır.

Paleolitik çağın başlangıcı sayılan taş alet kültürünün başlamasında ve devam etmesinde dik yürümenin önemi büyüktür. Çünkü dik yürüme sayesinde ön iki ayak boşta kalmış ve başka bir fonksiyon kazanmıştır. Şuan el olarak kullandığımız ön ayaklarımızı dik yürümeye borçluyuz. Ellerimizin var olması alet üretiminde ve aletlerin kullanılmasında önemli rol oynamaktadır. Dik yürümenin en önemli faydası olarak belki de beynin büyümesine yaptığı katkıyı sayabiliriz. Foromen magnumun geriye çekilmesi ile kafatasında beyin için daha fazla alan kalmıştır.

Bipedalizm ile ayağa kalkan insan gebelik döneminde yer çekimi yüzünden erken doğum yapmaya başlamış ve bu da insanın beynin evrimi açısından önemli bir noktanın doğuşuna sebebiyet vermiştir. İnsan yavrularının anne karnında değil de doğumdan sonra beyinlerinin büyümesine olanak sağlamıştır ve bununla doğru orantılı olarak primatların zaten var olan uzun süreli ebeveyn bakımı sayesinde seçilim hayatta kalan ve sürekli büyümeye odaklanmış bir nesil yaratmıştır. Annenin leğen kemiği (pelvis) genişliğine bağlı olarak şempanze beynin büyük olmayan bir beyinle doğan (350 cc) yavruların doğum sonrası büyüme ve gelişmesi daha da önemli bir noktaya gelmiştir. Özellikle insan evrimi çizgisinde çocukluk evresi değişmiştir. İlk homininler ile günümüz insanın yavrularının gelişim süreleri farklıdır. Bu konu aslında antropolojinin büyüme ve gelişme alanın konusudur ve canlılardaki yaşam sürelerinin farklılığın ortaya koymaktadır. Yaşam sürelerinin farklılığı insan evriminde önemli yer teşkil etmektedir. Kısacası bunları tetikleyen bipedalizm olmuştur.

Bipedalizm seslendirme ve dil açısından kolaylık sağladığı düşünülmektedir.Maymunlardan daha aşağıda yer alan gırtlağa imkân verir ve daha büyük dil kapasitesi ortaya çıkmasını sağlar. Yine nefes alma kalıbındaki farklılıklarda ses üretiminde farklılıklar oluşturur. Bipedalizmin ortaya çıkışı ile kafadaki kan damarlarındaki hidrostatik basınç özellikleri değiştiğinden, kan damarlarında yeniden bir yapılanma ortaya çıkar.

Kaynaklar  ve ileri okumalar:

Wheeler, P., Stand tall and stay cool. New Sci 1988;12:62-65.
Kottak, P. C., Antropoloji İnsan Çeşitliliğine Bir Bakış 2013; S: 159-167
Kaya, F., İnsan Dediğin Dik Yürür, NTVBLM, Mart 2011; S: 26-29
Erol, A.S., Mutlu, H., Soru ve Yanıtlarla İnsan Evriminde Dönemeçler, Bilim ve Ütopya, Eylül 2014; S: 38-55

1 Yorum

Comments are closed.