İnsanlar da hayvandır !

Aşağıdaki başlıkları gözden geçirelim:

“Her ne kadar şirin olurlarsa olsunlar, vahşi hayvan yavrularına dokunmayın.” (Alaska Dispatch News)

“Hayvanlar insanlardan daha çok güven verir.” (New York Magazine)

“İnsanlar, fareler ve diğer hayvanlardan elde edilen DNA’lar bazı vejetaryen burgerlerde de bulunmaktadır.” (FOX7 Austin)

“Araştırmacılar dil olmaksızın insanların ve diğer hayvanların nicelikleri anlayabildiklerini gösterdiler.” (Phys.org)

Her bir başlıkta, “hayvanlar” denildiği zaman ne anladığımız konusunda hiçbir şüpheye sahip değiliz. Yine de dört başlığın tümüne baktığımızda, hepsinin aynı şeyi kasteden anlamı taşımadığı açıktır. İlk iki başlıkta, “hayvanlar” ibaresi insanları içermemektedir. Son iki başlık ise gayet açıktır.

Bu tutarsız kullanım, kendimizi “insanlar” olarak gördüğümüzden dolayı temel bir gerilime işaret etmektedir: canlılar dünyasının bir parçası, bir taraftan henüz özelleşmiş ve diğer taraftan ayrı bir kenara konulan. Bu bakış açısı nereden gelmektedir? Ve tüm insanlar evrensel midir veya kendi kültürümüzün bir ironisi midir?

Bu sorulara cevap olabilecek bir yaklaşım psikolojideki ve antropoloji alanlarındaki araştırmalardan gelmektedir. Araştırmacılar, toplumun insanların doğal dünya ile olan ilişkisi hakkında nasıl düşündüğünü, eğitimin ve kültürün bir fonksiyon olarak insanların ve hayvanların gelişim seyirlerinin değişimine nasıl yol açtığını araştırmaktadırlar.

Bu mevcut çalışmalardan edinilen bulgular, biyolojik dünyanın merkezi olarak görülen ve beş yaşına kadar şehirdeki çevre şartlarında yetişen Batılı çocukların anormal ölçüde olduklarını ileri sürmektedir. Dünyanın geri kalanındaki  -kırsal şartlarda yaşayan 3 ve 5 yaşındakiler ve  Güney Amerika’daki yerli halklardan olan yetişkinler- insanların çoğu hakkında diğerleri arasında onların bir hayvan türü oldukları düşüncesi eğilimi oldukça fazladır, en azından insan ve insan olmayan hayvanların sahip oldukları özellikler muhakeme edildiği zaman.

Örneğin, Patricia Herrmann, Sandra Waxman ve Douglas Medin tarafından 2010 yılında Proceedings of the National Academy of Sciences’ta yayımlanan çalışmaya bir bakalım. Bir deneyde, 3 veya 5 yaşındaki 64 şehirli çocuğa bir nesneden bir diğerine bilinmeyen bir özelliği genelleme eğilimlerini değerlendiren bir dizi sorular soruldu. Bu açıdan, onların söyledikleri gibi insanların içinde “andro”nun olduğunu söylemeleri ve köpeklerin içinde de “andro” olabileceğini söylemelerinin doğru veya yanlış olduğunu ifade etmek o zaman mümkün olabilmişti.

Gelişimsel psikolojide 5 yaşındakilerle tekrarlanan klasik çalışmalardan elde edilen bulgular ve ön sürülen güçlü bir “antropo-sentrik” önyargıya göre çocukların, biyolojik dünyada insanlar için ayrıcalıklı olan bir mevki açısından insanlardan insan olmayanlara, yaptıkları genellemelerin oldukça fazla olduğu görüldü. Diğer açıdan 3 yaşındakiler herhangi bir önryargı göstermediler: İnsan olmayanlardan insanlara doğru olanları genelledikleri gibi  insanlardan  insan olmayanlara doğru olanları da aynı şekilde genellediler. Bu bulgular antroposentrik bir bakış açısının biyolojik dünya hakkında insanın muhakemesi için gerekli bir çıkış noktası olmadığını göstermektedir, bizler bir bakış açısını daha ziyade tecrübeyle kazanırız.

Peki, 3 ve 5 yaşındakiler arasında insan merkezli bir önyargı nasıl olur?

Belki de şarşırtıcı olan bir etmen de hikâye kitaplarındaki antropomorfizm olarak görülmelidir. Waxman, Herrman, Jennie Woodring ve Medin tarafından 2014’te yayımlanan bir makalede, 5 yaşındaki şehirli çocukların önce insan benzeri aile özellikleri gösteren Berenstain Ayıları hikâyesini, daha sonra da ayılar hakkında oldukça ansiklopedik bilgiler içeren bir kitabı okuduktan sonra antroposentrik bir muhakeme gücü örneğini daha çok gösterdiklerini belirttiler. Bu bulgular, çocukların çevrelerinden edindikleri her türlü bilgiye duyarlı olduklarını göstermektedir ve onlardaki büyük bir kavramsal esnekliğe işaret etmektedir. Tıpkı yetişkinlerin bu haberin başındaki başlıkları anlamakta hiçbir güçlük yaşamamaları gibi – bazıları hayvanlar gibi insanları bir biçime koyarlar ve bazıları da bunu yapmazlar- Çok küçük çocuklar da birden fazla bakış açısı arasında geçiş yapabilirler.

Ancak antroposentrik bakış açısına kaymak evrensel kültürel bir varış noktası değildir. Bu yılın başında Andrea Taverna, Medin ve Waxman tarafından yayımlanan bir makalede, kültürün önemli rolünün altını çizilmekte olup doğal dünyadaki yerimizin nasıl olduğunu görüyoruz. Önceki çalışmalarda kullanılana benzer bir  tahmin oyunu kullanılarak, araştırmacılar Arjantin ovalarındaki Chaco ormanında yaşayan yerli nüfustan seçilen toplamda 44 çocuk ve yetişkin üzerinde test yaptılar. Bu topluluktaki ne çocuklar ne de yetişkinler diğerlerinin tersine insanlarla insan olmayanları genelleştirmek için daha fazla bir antroposentrik eğilim göstermediler.

Yerli katılımcıların muhakeme şablonları, insanları insan olmayanlardan ayırt ettiklerini ortaya çıkardı, ancak biyolojik çocuklar arasında yaşamsal özelliklerin genellenmesi düşünüldüğünde verdikleri yanıtlar, hayvanlar (insanlar da dahil) kategorisi için bilhassa önemli bir rol hissi de uyandırdı. –Belki ebeveynleri de dahil olmak üzere 5 yaşındaki eğitimli Batılı çocuklar için bu doğadan “kent”e şeklinde görülebilir- Bu sebeple antroposentrik eğilimler geniş biyolojik dünyanın yapısından daha çok insan kültürünü yansıtabilirdi.

Elbette, bir türden bir diğerine bilinmeyen özellikleri (“andro” gibi)  genellemek doğal dünyayla ilişkili olan insanlar hakkında toplumun muhakeme gücünün sadece bir belirtecidir. Diğer bakış açılarına göre, insanın bedeni yerine zihin gücü dini inançlar bağlamında baskın olabilir. Ancak hayvanlar olarak kimliğimizi ortaya koymamızın kolaylığından ötürü belki de kendimizi durdurmalıyız. Ne olursa olsun bizler kesinlikle biyolojik varlıklarız ve kaderimiz dostlarımız olan hayvanlarla  sarmaş dolaş olmaktır.

Haber: Tania Lombrozo

Kaynak: NPR

Çeviren: Bünyamin TAN