Bilim, tarım ve tıp alanındaki yeniliklerimiz sayesinde biyolojik kaderimizin efendileri haline geldiğimiz, evrimimizin kontrolünü ele geçirdiğimiz, çok eski ve de yakın atalarımızın yaşadığı ölüm ve acı verici şeylerin çoğunu ortadan kaldırdığımız söylenir.

Açlık ve kıtlığı yok ettik ve dünyanın birçok yerinde gıda sıkıntısını ortadan kaldırdık.

Bugün, çok çeşitli ve yüksek kalitede gıdalara erişebiliyoruz. Sadece mevsimsel olarak kullanılabilir olan ürünleri artık bütün bir yıl boyunca tüketebiliyoruz.

İnsanlar, birçok ölümcül hastalığın antibiyotiklerle etkisini azaltıp ve bazılarını ise aşılarla yoluyla tamamen ortadan kaldırdılar.

Yaşlandığımızda vücudumuzun parçaları yıpranmaya başlasa da her geçen gün onları daha fazla onarabilir ve hatta yapay olanları ile değiştirebilir hale gelmekteyiz.

Aktif cinsel yaşamı sürdürürken bile, doğurganlığımızı kontrol edebilir ve çocuk sahibi olup olmamaya karar verebiliriz. Örnek olarak, insanlar, kariyerleri kurulduktan ve aileler mali açıdan çocuk yetiştirmeye hazır olduktan sonra çocuk yapmaya karar verebilirler.

Çoğumuz kiminle evleneceğimizi seçebiliriz. Sadece yaşadığımız yerden veya kabileden değil, gezegenin dört bir yanından insanlarla, ayrıca bazı yerlerde aynı cinsiyetten insanlarla evlebiliriz.

Ömrümüzü önemli ölçüde uzattık. Daha fazla insan şimdiye dek olduğundan daha uzun yaşıyor.

Gezegen genelinde yüz yıllardır her yıl insan nüfusu çarpıcı bir şekilde artıyor.

Kültür, sağlık, beslenme ve yaşam beklentisinde meydana gelen bu değişikliklerle birlikte insan nüfusu son yüzyılda dramatik bir şekilde büyümüştür.

Sadece bir milyar insanlık nüfusa ulaşılması yüz binlerce yıl aldı, ancak yirminci yüzyılın ortalarında bu sayı iki buçuk milyarı aştı.

Ve yirmi birinci yüzyılın ortalarına kadar bu küçücük mavi gezegende yaklaşık 10 milyar insanın yaşıyor olacağı tahmin ediliyor.

Sadece kendi geleceğimizi değil, milyonlarca başka türün evrimsel kaderini de yeniden yazıyoruz.

Vücudumuzda bulunun geniş mikrobiyomumuza ve çevremizdeki bir çok canlı türüne, diyetimizdeki değişimlerle ve ilaç kullanımımızla, kirlenme, arazi açma ve sömürü yoluyla etki ederiz.

Bu değişimlerin tümü, bir tür olarak geleceğimiz üzerinde ne gibi etkilere sahip olabilir? Evrimimizin gelecekteki gidişatı nedir?

Genetikçiler, insanlar tarafından yapılan seçimlerin tüm popülasyonların ve sonuç olarak bizim türümüzün gelişimi üzerinde derin etkileri olabileceğine dair açık kanıtlar bulmuştur.

Toplumların bir çoğunda, hem kadınların hem de erkeklerin ilk çocuklarını yapmak açısından seçilim altında olduğuna dair bazı çarpıcı örnekler bulunmuştur.

Diğer çalışmalar, kadınların bazı endüstri öncesi gruplarda son doğum açısından, diğer bazı post-endüstriyel popülasyonlarda ise menopoza geç girmek açısından seçilim baskısı altında olduklarını göstermiştir.

Sonuçta, bazı gruplarda üreme süresi hem kadınlar hem de erkekler için gün geçtikçe daha da artmaktadır.

Yine diğer araştırma kadınların en az bir sanayi öncesi toplumda boy artışı konusunda ve üç sanayi sonrası grupta ise boy azalması konusunda seçilim baskısı altında olduğunu göstermiştir.

Daha küçük vücut boyutlarında erkenden olgunlaşma eğilimi, belki de hijyen, halk sağlığı ve tıbbi bakımın geliştirilmesinden kaynaklanan çocuk ölümleri sayısının azalmasının bir sonucudur.

Bu yıl yayınlanan ilginç bir çalışma da Stanford Üniversitesi’nden Yair Field’in yönettiği bir ekip tarafından UK10K Projesi’nde depolanmış olan DNA’ları inceleyerek, son dönemdeki hayatta olan İngilizlerde evrim belirtileri aramak üzerineydi.

Field ekibi, son 2000 yılı kapsayan seçilim sinyallerini araştırdı ve üç önemli gen grubunda evrim kanıtı buldu.

İlk olarak, süt ve diğer süt ürünleri sindirimi ile ilgili olan laktaz genleri için güçlü bir seçilim olduğunu gördüler.

Dolayısıyla, süt toleransı, belki de artan süt tüketimi seviyesiyle birlikte Britanya’da geçtiğimiz bir kaç bin yılda artışa geçmiştir.

Ikinci grup HLA olarak adlandırılan insan bağışıklık sisteminde rol oynayan genleri içeriyor.

Olası nedenini daha net bir şekilde kestirmek mümkün olmamakla birlikte, yaklaşık 2000 yıl önce İngiltere’yi işgal eden Romalılar ve daha sonra birçok gruptan gelen fazla sayıda göçmen tarafından bulaşıcı hastalık maruziyetinin artışına bağlı olabilir.

Ancak en şaşırtıcı olanı, sarışın saç ve mavi gözler için genlerin son iki binyılda seçilmiş olmasıdır.

Bu durumda, görünüyor ki doğal seçilimden ziyade cinsel seçilim, bu kombinasyon için gerekli genleri taşıyan kişilerin sayısında bir artış için itici güç olmuştur.

Ezoterik olmanın ötesinde, bu tür araştırmalar, nasıl yaşadığımızın, ne yemek yediğimizin ve kiminle evlendiğimiz hakkında yaptığımız kararların, evrimimiz üzerinde nasıl uzun süre etkili olabileceğini göstermektedir.

Kaynak: theconversation.com