İnsanlar Tropikal Ormanları En Az 45.000 Yıldır Değiştiriyor

Antik geçmişteki insanların tropik ormanlar üzerindeki küresel etkisinin ilk incelemesi, insanların bu ortamları en az 45.000 yıldır değiştirdiğini göstermektedir. Bu, tropikal ormanların modern tarım ve sanayileşmeden önce bozulmamış doğal ormanlar olduğu görüşüne karşı koyuyor.

Nature Plants’de yayınlanan çalışma, orman bölümlerinin kontrollü olarak yakılmasından bitki ve hayvancılık alanlarına kadar kesintisiz olarak kesime kadar çeşitli yöntemlerle insanların on binlerce yıldır bu orman ekolojisi üzerinde dramatik bir etkiye sahip olduklarını ortaya çıkarmıştır. Daha önceki çalışmalar belirli tropik orman yerleri ve ekosistemleri üzerindeki insan etkilerine bakmış olsa da, dünyanın her yerinden verileri sentezleyen ilk çalışma budur.

Bulut Ormanı Koruma Alanı, Xalapa, Meksika’daki tente tabanından görüntü – “yeşil çöller” olarak da bilinen tropikal ormanların insan yaşamı için uygun olmadığını söyleyen önceki görüşlere rağmen şu an biliyoruz ki bu yaşam alanlarındaki insan işgali ve değişim 45.000 yıl öncesine kadar oluşmuştu. Türümüz, Afrika’nın ötesinde bu alanlara doğru genişlediğinde kaynakları korumak için bitki örtüsünü yaktılar ve primatlar gibi seçilmiş hayvanların uzmanlaşılmış, sürdürülebilir avlanma şekillerini uyguladılar.

Max Planck İnsan Tarihi Bilimi Enstitüsü, Liverpool John Moores Üniversitesi, Londra Üniversite Koleji ve École française d’Extrême-Orient’in bilim adamları tarafından hazırlanan makale, tropik ormanlar üzerindeki insan etkisinin üç farklı aşamasını kapsıyordu; Avcılık ve toplama faaliyetleri, küçük ölçekli tarımsal faaliyetler ve büyük ölçekli kentsel yerleşim yerleri.

Küçük avcı-toplayıcı grupların büyük etkileri

Geçmişte, avcı-toplayıcı gruplar, özellikle de Güneydoğu Asya’da, modern insanlar oraya ilk geldiğinde 45.000 yıl önce, tropik orman alanları yakmış gibi görünüyor. Avustralya ve Yeni Gine’de benzer orman yakma faaliyetleri olduğuna dair kanıtlar bulunmakta. Ormanların bir bölümünü temizleyerek insanlar, yemeyi sevdikleri hayvanların ve bitkilerin varlığını artıran “orman kenarında” ortamlar yaratmışlardır.

Hala tartışılsa bile, bu insan faaliyetlerinin Son Pleistosen Dönem’de (yaklaşık 125.000 ila 12.000 yıl önce) orman megafaunasının yok olmasına katkıda bulunduğunu söyleyen kanıtlar vardır, hatta dev yer tembel hayvanı, orman mastodanları ve şimdi soyu tükenmiş büyük keseliler gibi. Bu yok oluşların, orman yoğunluğu, bitki türleri dağılımları, bitki üreme mekanizmaları ve orman standının yaşam döngüleri üzerinde bugüne kadar süren önemli etkileri olmuştur.

Orman Çiftliği

Tropikal ormandaki çiftçiliğin ilk kanıtları, İnsanın, Erken Orta Holosen’e kadar (10000 yıl önce) yam, muz ve taro yeme eğilimi gösterdiği Yeni Gine’de bulunmuştur. Tropikal ormandaki erken avlanma çabaları, av ve toplanma ile desteklenerek önemli sonuçlar doğurmuştur. İnsanlar, tatlı patates, biber, karabiber, mango, muz ve tavuk gibi orman bitkilerini ve hayvanlarını evcilleştirerek orman ekolojilerini değiştirip bugünkü küresel mutfağa büyük katkı sağlamışlardır.

Antik Kent Polonnaruwa’dan Sri Lanka Kuru Bölgeye Tropikal orman akşam karanlığında

Genel olarak, gruplar yerel bitkiler ve hayvanlara dayalı yerli tropik orman tarım stratejileri kullandığında, çevreye önemli veya kalıcı hasar vermezler. Araştırmanın yazarı olan Liverpool John Moores Üniversitesi’nden Dr. Chris Hunt, “Aslında, bu habitatlara giren toplulukların çoğu başlangıçta düşük nüfus yoğunluğunda ve belli çevrelerine göre ayarlanmış geçim sistemlerine sahipmiş gibi görünüyor” dedi.

Bununla birlikte, tarımsal yoğunluk arttıkça, özellikle de tropikal ormanlar ve ada çevreleri içine dışsal tarım uygulamaları uygulandığında, etkiler daha az iyi huylu hale geldi. İnci darısı ve sığır getiren tarımcılar yaklaşık 2400 yıl önce batı ve orta Afrika’da tropik orman alanlarına taşındıklarında önemli toprak erozyonu ve orman yanmaları meydana geldi. Benzer şekilde, Güneydoğu Asya’da, tropikal ormanlarının geniş alanları pirinç ve darı yetiştiriciliğinden yaklaşık 4000 yıl önce yakıldı ve temizlendi. Örneğin, palmiye yağı talebindeki artış, palmiye plantasyonlarına yer açmak için tropik ormanların kesilmesine yol açtı. “Biyoçeşitliliği azaltmak, toprak erozyonunu tetiklemek ve peyzajları yangınların patlak verme olasılığını artıran bu uygulamalar tropikal ormanların karşılaştığı en büyük tehlike unsurlarındandır.” diye belirtiyor Hunt.

Ormanda yayılan şehirler

Tropikal ormanların insan yaşamına uygun olmadığını öne süren önceki görüşlere rağmen, yeni teknolojiler kullanılan son keşifler, eski popülasyonların bu tropikal ormanlarda büyük kentsel yerleşimler oluşturduğunu gösteriyor. Yeni veriler, gölgeye nüfuz eden LiDAR (Light Detection and Ranging) haritalama ile yapılan incelemeler de dahil olmak üzere, Amerika ve Güneydoğu Asya’daki insan yerleşimini daha önce hayal edilmemiş bir ölçekte ortaya koydu. “Doğrusu Amazonia, Güneydoğu Asya ve Mesoamerica’nın tropikal ormanlarındaki yoğun yerleşim ağları, modern dünyadaki daha yeni endüstriyel ve kentsel yerleşim yerlerinden çok daha uzun süre varlığını korudu.” Diye belirtiyor makalenin lider yazarı Max Planck Enstitüsü İnsan Tarihi Bilimi’nden Patrick Roberts.

Polonnaruwa, Sri Lanka tropikal ormanındaki eski Budist stupa eserleri- Üstelik yeni metodolojiler eski popülasyonların bu yaşam alanlarında büyük kentsel yerleşim alanları oluşturduğunu gösteriyor. Bu eski kent merkezlerinin, günümüzde bu alanlarda gittikçe yoğunlaşan kent nüfusunun halen süren çamur kaymaları, toprak erozyonu ve kuraklık gibi çevresel sorunlarla nasıl uğraştıklarından dersler çıkarılabilir.

Bu eski kent merkezlerinin bugün bu bölgelerdeki modern şehirlerin hala karşılaştıkları çevresel sorunlarla nasıl uğraştıklarından dersler çıkarılabilir. Toprak erozyonu ve büyük bir nüfusu beslemek için gerekli tarımsal sistemlerin başarısızlığı geçmiş ve günümüzdeki büyük kent merkezlerinin karşılaştığı sorunlardan bazıları. Bazı Maya bölgelerinde, kentsel nüfus, temizlemekten çok, çeşitli tamamlayıcı gıda bitkileri ekleyerek ormanı bahçeleştirdi. Öte yandan, diğer gruplar, iklim değişikliği ile birlikte nüfus azalmasına yol açan orman temizleme ve mısırın monokültür ekimi yoluyla yerel ortamlarını aşırı derecede vurguladılar.

Bir diğer ilginç bulgu, eski orman şehirlerinin, bu bölgelerdeki modern şehirlerin mimarları tarafından şimdi önerilmekte olan yayılmaya karşı aynı eğilimi göstermesidir. Bazı durumlarda, bu geniş kentsel alanlar, kent merkezlerini iklim değişikliğinin etkilerinden korumaya, yiyecek güvenlik ve erişilebilirliğine yardımcı olarak, bir çeşit tampon bölge sağlamış gibi görünüyor. Gazetenin yazarlarından Dr. Damian Evans, “Çeşitlendirme, sorumluluğun dağıtılması ve” tarım kentçiliği “genel olarak esnekliğe katkıda bulunuyor gibi görünüyor” dedi. Bu eski orman banliyöleri şimdi modern şehirler için sürdürülebilirlik potansiyel modelleri olarak inceleniyor.

Gelecek için dersler

Bu makale için toplanan genel veriler, bozulmamış, dokunulmamış bir tropikal orman ekosisteminin mevcut olmadığını ve on binlerce yıl yaşamadığını ortaya koymaktadır. Modern korumacıların amaçları belirlerken ve ormanları korumak için bir strateji geliştirirken izleyebileceği ideal bir orman ortamı yoktur. Daha ziyade, tropik ormanların arkeolojik geçmişinin anlaşılması ve geçmişte insanlar tarafından manipüle edilmesi, modern koruma çalışmalarının bilinmesinde çok önemlidir.

Araştırmacılar, tropik ormanlarda yaşayan yerli popülasyonların bilgi ve işbirliğini değerlendirecek bir yaklaşım önermektedir. Roberts, “Atalarımızın üretim ve bilgi sistemlerinin yavaşça arkeologlar tarafından çözümlendiği yerli ve geleneksel halklar sürdürülebilir tropikal orman gelişiminin sorunlarından biri olarak değil çözümün bir parçası olarak görülmeli ” diyor. Araştırmacılar, arkeolojiden edinilen bilgilerin diğer disiplinlere yayılmasının önemini vurguluyorlar. Bu gruplar birlikte çalışarak tropik orman ortamlarını daha iyi anlamaya ve onları korumanın en iyi yolunu bulmaya yardımcı olabilir.

Kaynak: Archaeology News Network
Çeviri: Halil İbrahim Kobak