Ünlü bir söz “Sakın hayvanlarla ve çocuklarla çalışmayın” der , ama ne şanslıyız ki Sarah Brosnan bu sözü dinlememiş. Pek çok araştırmacı, primatları, basit görevleri tamamlarlarsa ödül kazanacakları yönünde eğitmiş. Brosnan da, bunun üzerine biraz daha farklı bir şekilde gidip, ya diğerlerine daha çok ödül verilirse ne olur diye düşünmüş.

Kısa zamanda cevabı öğrenmiş. Denekleri olan Ulusal Yerkes Primat Merkezi’nden Capuchin maymunları, kısa sürede, kendilerine verilen çakıltaşını geri götürürlerse , bir parça salatalık alacaklarını öğrenmişler. Fakat bazı maymunlara daha güzel bir ödül verilmiş : lezzetli bir üzüm. Hak etmeyen iş arkadaşlarının daha fazla maaş aldığını gören diğer maymunların çoğu somurtmuş ve kendi salatalıklarını yemeyi reddettmiş. Diğerleri öyle sinirlenmiş ki , salatalıklarını biyologa geri fırlatmış. Sanki “bu adil değil” diyormuşçasına…

Bu deney, primatların içsel bir ekonomik adalet duygusuna sahip olduğunun sinyalini veriyor. Bu sonuçlardan cesaretlenen Brosnan, araştırmasını şempanzelere ve küçük çocuklara kadar genişletmiş. Araştırması, her primatın adaleti değerli bulduğu yönünde.

Pek çok biyolog ve psikolog, değerlerin evrimleşmiş adaptasyon olduğunu öne sürüyor-hayvanların genlerini aktarma yollarını düşünebilmesi üzerine genetik bir yatkınlık. Biz de dahil her tür, her üyesi tarafından benimsenen farklı değerlere evrimleşmiş.

Ancak işte burada sorunlar başlıyor. İnsan değerleri biyolojik olarak milyonlarca yılda evrimleşmiş ve hepimiz adalet, sevgi , sadakat değerlerine inanıyoruz ; fakat bu kelimelerin anlamlarını üzerine çılgınca kavga ediyoruz. Örnek olarak , eğer siz Tanzanya’daki Hadza insanlarını inceleyen bir antropolog olsaydınız, ev sahibinizin erkek ve kadınları, cinsel partner bulma konusunda eşit gördüğünü fark ederdiniz. Ancak, 100 mil ötedeki Nyamwezi insanlarını inceliyor olsaydınız, yeni evsahibiniz bu davranış ne doğru ne de kabul edilebilir bulurdu. O halde insan değerlerindeki bu çeşitlilik, şayet bu değerler biyolojik olarak evrimleşmişse, nereden kaynaklanıyor? Antropologlar hatalı mı? Promatologlar mı hatalı yoksa?

Cevap kimsenin hatalı olmaması yönünde, zira bu paradoksu çözmek için detaylardan uzaklaşıp geçtiğimiz 20.000 yılı incelememiz gerekiyor. Bunu yaptığımızda, antropologlar tarafından incelenen değerler kaleydeskobu, tek bir temel güç tarafından itilen 3 modele indirgeniyor.

Bu üç modelden ilkine toplayıcı değerler diyebiliriz, çünkü kendilerini vahşi hayvan ve bitkilerle sürdüren toplumlarda görülür. Modern insanların evrimleştiği zamanlardan(50.000 ila 150.000 yıl öncesi) , M.Ö. 10.000’e kadar dünyadaki herkes böyle yaşıyordu, hatta günümüzde bir kısmı hala böyle yaşıyor. Toplayıcılık çevreden ile çok az enerji elde ediliyordu (genellikle kişi başına 5.000-10.000 kilokalori) bu sebeple toplayıcılar oldukça fakirdi(günlük 1.10 dolara tekabül edecek parayla geçinme) , çok küçük gruplarda yaşıyorlardı(12 kişiden az) ve etrafta çok geziniyorlardı. Bu koşullarda, politik, ekonomik ya da cinsel eşitsizliği sürdürmek oldukça zordu. Ünlü bir hikayede, antropolog Richard Lee bir Kalahari avcısına reislerini sorar. Avcı ise biz hepimiz kendimizin resisiyiz diye cevap verir. Bu tarz ortamlarda, adaleti herkese aynı şekilde davranmak olarak algılayan insanlar, diğerlerinden daha başarılı oldular.

İkinci ahlaki sistem, ki buna çiftçilik değerleri diyoruz çünkü evcilleştirilmiş hayvan ve insanlarla sürdürülen toplumlarda görülüyor, ilkinden olabildiğince farklı. Tarım, M.Ö. 10.000’de icat edildiğinden beri toplayıcılıktan çok daha fazla enerji sağladı(genellikle kişi başına 10.000-30.000 kilokalori). Sonuç olarak, çiftçiler daha zengindi (1.50-2.20 dolara tekabül edecek günlük kazanç), daha büyük gruplarda yaşıyorlardı (milyonluk şehirler) ve etrafta daha az dolaşıyorlardı. Çiftçiler için, politik,cinsel ve ekonomik eşitsizlik mümkün olmaktan öte bir gereklikikti; zira tarımın gerektirdği kompleks görev dağılımı ancak bir hiyerarşi ile sağlanabilirdi. Neredeyse her tarım topluluğunun köleleri vardı , ya da kadınları ikinci sınıf vatandaş haline getirmişlerdi. Bunun sebebikabadayı olmaları değil , zorlanan işgücü olmadan tarımın da mümkün olmamasıydı. Bu tür ortamlarda herkesin farklı olduğunu ve buna göre davranılması gerekliliğini(kral köylülerden üstündür) benimseyen kişiler, diğerlerinden daha başarılı oldular.

Üçüncü ahlaki sistem yine diğer ikisinden çok farklı. Buna fosil yakıtlar sistemi adını veriyoruz, çünkü yaşayan hayvan ve bitkilerin enerjisini, fosilleşmiş bitkilerle arttıran toplumlarda görülüyor. Fossil yakıtların gücünü harmanlamak yüksek derecede enerji açığa çıkartıyordu (kişi başına 50.000-200.000 kilokalori). Bu tarz ekonomi 200 yıl önce Britanya’da keşfedilmiş ve hızla dünyaya yayılmıştı. Kullanıcıları oldukça zenginde (dünya ortalaması 25 dolar), inanılmaz büyük toplumlarda yaşıyorlardı ( 35 milyonluk Tokyo gibi) ve korkunç komplek bir iş gücü dağılımına sahiplerdi( öyle ki, çiftçilik sistemindeki yukarıdan aşağıya inen hiyerarşide verimli olamıyorlardı). Bu sistemlerde , toplumlar ne kadar özgürlük sağladıysa kişilere (özgür piyasalar, demokrasi, konuşma özgürlüğü vs) o denli geliştiler. Günümüzde , adaleti aynı ilk sistemdeki gibi herkese eşit davranma olarak algılayan kimseler diğerlerinden daha başarılı durumdalar.

Bu konu hakkında söylenecek daha çok şey var, ve bunlardan bazılarına yeni kitabım “Toplayıcılar,Çiftçiler ve Fosil Yakıtlar”’da değineceğim. Ancak şayet bu argümanım doğruysa , iki büyük sonucu beraberinde getirecek

İlk olarak, insan değerleri evrimsel adaptasyonlardır, biyolojik olarak içimize işlenmiştir ;ancak bu değerlerin anlamları çevremizden elde ettiğimiz enerjiye bağlı olarak değişmektedir. Adalet, sevgi, sadakat gibi değerlerin, toplayıcılar,çiftçiler ve fosil yakıt kullanıcıları için farklı anlamları vardır.

İkinci olarak, eğer elde edilen enerji gerçekten değerleri belirliyorsa, bu yazıyı okuyan herhangi birinin, kendi değerlerinin, ahlakının , bu döngüde son ve mükemmel olduğunu düşünmesi anlamsızdır. Enerji elde edimi , 21.yy’da , diğer yüzyıllardan çok daha hızlı şekil değiştirmektedir, bu sebeple insan değerleri de değişecektir.

İnsanlar şimdiden teknoloji ile bütünleşmeye başladılar ve yine bu teknoloji sayesinde birbirleri ile de, 100 yıl öncesine kadar “büyü” diye adlandırılabilecek şekilde bütünleşmeye başladılar. Belki de, güneş enerjisi ile çalışan, bir beyinden-beyine arayüzü ve sanal gerçekliği şuankinden bile daha eşitlikçi bir ahlak sistemi yaratacaktır.

Ya da, bazı insanlar teknolojileriyle diğerlerinden daha hızlı bütünleşecek ve gelişmiş,ölümsüz post-insanlar haline gelip, geride kalanları Neanderthaller gibi yok edeceklerdir. Bu tarz bir dünyada , hiyerarşi çok daha doğal olacaktır.

Günümüzde, insanlığın evrilmesinden beri geçireceğimiz en büyük değişimlerden birinin eşiğindeyiz. İnsan değerleri ,Sarah Brosnan’nın Capuchin maymunlarında gözlemlediği adalet anlayışından beri çok yol kat etti, ancak henüz hiçbir şey görmedik.

Ian Morris

Stanford Üniversitesi’nde Willard Professor. Tarih, arkeoloji ve klasikler öğretiyor. Son kitabı “Toplayıcılar, çiftçiler ve Fosil Yakıt Kullanıcıları : İnsan Değerleri Nasıl Evrildi”

Kaynak:http://www.pbs.org/newshour/making-sense/monkeys-humans-common-innate-sense-economic-justice/