Irkların varolmamasının genetik ve arkeolojik nedenleri

Son yazım Irkların Varolmamasının Bir Diğer Nedeni’ (İng.)   oldukça ilgi gördü, bu sebeple aynı konu üzerinde devam etmeliyim diye düşündüm. Önceki gibi, sosyal ırk olarak adlandırılabilecek olan, insanları görünümlerine veya atalarına bakarak veya diğer bazı sosyo-kültürel ve biyolojik ırk özelliklerine göre sınıflandıran ırk terimini kullanıp aralarındaki farkı belirterek başlayacağım. Açıkça belirtmek gerekirse ne yazık ki sosyal ırklar, sınıflandırmanın ırksal sistemleri bir kültürden diğerine farklı olsa da vardırlar ve sosyal ırklar, farklı olarak kategorize edilmiş grupların benzer olmayan davranışlarına temel oluştururlar.

Bu farkların bulunması için birçok sebep vardır. Yaklaşık yarım yüzyıldır, alanında uzman olan biyolojik antropologlar ve evrimsel biyologlar arasındaki bir konsensusa göre insan türleri içerisinde biyolojik ırklar bulunmamaktadır. Bilimsel konsensus, insan türlerinin gerçek tarihini belgeleyen arkeoloji ve genetiğin karşı çıkılamaz ve yakınsak kanıtlarından kaynaklanmaktadır.

Anatomik olarak modern insanlar, önceki formlardan farklılaşmış olarak yaklaşık 200.000 yıl önce Doğu Afrika’dan geldi. Başlangıçta az olan sayıları gittikçe arttı; fakat, belki de Endenozya’daki Toba volkanizmasının patlamasını takip eden küresel bir iklimsel felaketin sonucu olarak yaklaşık 70.000 yıl öncesine yakın bir zamanda azaldı. İnsan evrimindeki bu son tarihi süreç, nispeten her halükarda genetik değişkenliğin büyük bir kısmının silinip yok olmasına kadar devam etmişti.

Yeni araştırma, Afrika’nın dışına ilk insan göçlerinin tarihlerini sürekli revize etmekteyken, Afrika’da daha sonra günümüze kadar daha az miktarda onlardan az çok genetik değişkenlik alarak ilk insanların Avrasya’dan ayrılması bu felaketin sonrasına kadar olmamış gibi görünmektedir. Bu nedenle, daha az değişkene sahip olan Avrasyalılar, genetik çeşitliliği azaltmak için 200.000 yılın üçte birinden daha az bir zamana sahip iken Afrikalı popülasyonlar insan genetiği çeşitliliğinin 200.000 yılını kapsamaktadır.

Yaklaşık 15.000 yıl önceki bir buzul çağı süresince, dünya sularının çoğu buz halinde olup okyanus seviyeleri önemli ölçüde düşüktü. Bunun bir sonucu olarak, bugün Alaska’yı Sibirya’dan ayıran Bering Boğazı dediğimiz bir kara köprüsü vardı. Küçük bir insan grubu, bu kara köprsünü kullanarak yeni dünyanın içlerine gittiler. Daha sonra Avrasya’da varolan sınırlı genetik çeşitliliğin küçük bir oranını yanlarında getirdiler.

Böylece, farklı kıtalar üzerindeki farklı ırkların sözde varlığı yerine bizler gerçekte farklı genetik değişkenliğin üç bölgesi olduğunu görüyoruz. İnsan genetiği çeşitliliğinin büyük çoğunluğu, 200.000 yıldır evrimleştiğimiz Afrika’dadır. 70.000 yıldan daha az evrimleştiğimiz Avrasya’da da bazı genetik çeşitlilikler bulunmaktadır. Ve yaklaşık 15.000 yıldır evrimleştiğimiz yeni dünyanın yerli popülasyonlarında nispeten daha az genetik çeşitlilik bulunmaktadır.

İnsan türleri biyolojik ırklara sahip olsaydı, hepsi Afrika’da olurdu. Afrika’daki biyolojik çeşitliliği görmek kolaydır, örneğin Mbuti pigmeleri çok kısadır ve Masailer çok uzundur. Bu bariz farklılıklara rağmen, Amerikalılar onları siyah tene sahip olmalarından dolayı aynı ‘ırk’a ait aitmiş gibi sınıflandırırlar. Bu, ‘ırk’ın biyolojik olarak kültürel sınıflandırma maskelemesi yolu olmasına bir örnektir.

Her halükarda yukarıdaki tartışmadan anlaşılacağı gibi, sadece biyolojik ırkları üretmek için insanlar arasında yeterli değişkenlik yoktur. Ve bu, ırkların varolmamasının asıl nedenidir.

Makale: Jefferson M. Fish
Kaynak: Psychology Today
Çeviren: Bünyamin TAN