Kemikleri depolarda çürütmeyin, paylaşın!

Bilim insanları nadir bulunan zengin DNA örneklerine erişimin daha geniş bir alanda olması gerektiği çağrısında bulunuyor.

Resimde bir kafatasından petrous kemiğin kesilişi görülmektedir. Petrous kemik zengin antik DNA içerir.

Antik DNA’nın değerli örneklerini toplayan az sayıdaki genetik laboratuvarlarından üç arkeolog 9 Ağustos’ta Nature dergisine bir mektup gönderdi. Mektupta antik insan ve hayvan kalıntılarının DNA’sını kullanarak geçmişin tarihini yazma çabasının, boğaz kesen ‘kemik oyunu’ haline geldiğini belirti.  

Bilim insanlarının antik DNA bakımından zengin kemik örnekleri üzerinde daha dikkatli çalışılması gerektiğini ve bu çalışmalara birden fazla araştırma ekibinin katılabilmesinin sağlanmasını istiyor. Onlar arkeolojik alanlardan toplanan antik hayvan kemiği örneklerini, İsrail’de yeni kurulmuş olan ulusal bir takas merkezine veriyorlar. Böylece isteyen birçok araştırmacı genetik analiz için örneklere erişebiliyor.  

Mektubun yazarlarından biri olan Almanya’daki Kiel’deki Christian-Albrechts Üniversitesi’nden arkeolog Cheryl Makarewicz; şu ana kadar bu iskelet materyallerine olan ilginin çok fazla olduğundan bahsediyor ama yine de verilerin dolaşımının yeterli olmadığı belirtiyor.  

Ödünç Kulaklar

Makarewicz ve meslektaşları, iç kulaktaki, özellikle de eski DNA açısından zengin olan petrous kemik parçaları için endişe duyuyorlar. “Bu nadir örnekler için gerçekleşen rekabet, DNA analizleri için numunelerin yok edilmesini ve  verilerin çoğalmasını zorlaştıran stokun sağlanmasına yardımcı oluyor” dedi. “Bu, aynı zamanda, bu tür örneklerin erişimine hakim olan az sayıdaki bilim insanlarına bağlı olmayan diğer araştırmacıların çalışmalarını da engelliyor.”

Makarewicz, antik DNA analizlerinde ilk testten sonra, örnekte kalan DNA’yı çıkarmak için daha iyi yöntemler icat edebilecek gelecek kuşak bilim adamlarının inceleyebilmesi adına, durumun izotop analizleri gibi diğer tekniklerde de benzer şekilde olduğunu vurgulayarak, örnekleri korumanın önemini ekliyor.

Son birkaç yılda, genetik araştırmacılar dünyanın dört bir yanındaki yüzlerce arkeolojik (birçoğu petrous kemiği olan) numuneyi toplamış ve onları tarımın, dillerin ve az anlaşılmış kültürlerin yayılmasını gösteren eski-genomik kayıtlar için kullanmışlardır.

Kopenhag’daki Danimarka Doğa Tarih Müzesi’nde evrimci bir genetikçi olan Eske Willerslev, “Dünya genelinde günlük olarak birçok antik-DNA laboratuvarı müzelere yaklaşırken, Vahşi Batı’ya benziyor” diyor. Ekibi, 2015 yılında 100’den fazla bireyin DNA sekansını inceleyerek ilk antik genom araştırmasını yayınladı;* bu çalışmayla Rusya ve Ukrayna bozkırlarında gerçekleşen büyük Bronz Çağı göçünü çizdi.

Harvard Tıp Fakültesi, Boston, Massachusetts’teki bir nüfus genetiği uzmanı David Reich ve bir başka önde gelen antik DNA araştırmacısı, arkeolojik örneklerin korunması çok önemlidir diyor. Ancak Reich, laboratuvar örneklerinin tahribatını en aza indirgemek için kemiklerin kullanıldığını ve bir yıl içinde kalıntıları arkeoloji koleksiyonlarına geri getirmeyi amaçladığını söyledi. Ayrıca laboratuvarının, petrous kemik tozundan alınan örneklerini paylaşmaya istekli olduğunu ve ürettikleri verilerin serbestçe elde edilebileceğini belirtti.

Merkezi bilim

İsrail’de Hayfa Üniversitesi’nde bir arkeozoolog ve mektubun ortak yazarlarından biri olan Guy Bar-Oz, Hayfa’nın 2017 başlarında açılmış bir merkez olarak, antik-DNA araştırmalarında kullanılan hayvan kemikleri için bir takas noktası olarak görev yapacağını belirti.

İsrail’deki kazı alan araştırmacıların, tesise örnekleri yatırmaları gerekmeyecek. Ancak Bar-Oz, merkezin İsrail Antikalar Kurumu tarafından yönetildiğini ve İsrail’de toplanan hayvansal petrous kemiklerinin çoğunun onlarda olduğunu ifade ediyor. Bar-Oz, bilim adamlarının materyali örneklemek için izin başvurusunda bulunmaları gerektiğini ve veri paylaşımının kesinlikle zorunlu olacağını belirtti.

Tüm arkeologlar bu fikri desteklemiyor. New York’ta bulunan Oneonta’daki Hartwick Koleji’nden arkeolog David Anthony “Ben bir tür merkezi bir tesisi desteklemiyorum. Bence bu noktada bilimi kısıtlamanın kimseye yararına olmaz” diyor. Anthony Reich’in laboratuvarına Tunç Çağı örnekleri verdiği ve DNA ekstraksiyonu yapıldıktan sonra onları dizilmemiş olarak geri aldığını dile getiriyor.

Antik DNA araştırmacılarıyla işbirliği yapan University College London’da arkeolog olan Marc Vander Linden, eski DNA temizleme evleri fikrinden hoşlanıyor. Fakat merkezi depoların tüm ülkelerde işe yarayacağından emin değil; Birçok ülkede, İsrail Antikalar Kurumu’na benzer arkeolojik kazılar üzerinde otoriteye sahip bir merkez olmadığına işaret ediyor.

Vander Linden, sorunun üstesinden gelmek ve gerekli duyulan fikri üretmek için örnekleri arkeologların kazıp çıkarması gerektiğini söylüyor. “Örnekler sınırlı kaynaklardır ve bu nedenle gerek duyulan iyileştirmenin herhangi bir yolu daha fazlasına ihtiyaç duymaktadır” diyor. “Eski DNA, heyecan verici, hızlı gelişen bir alan – ancak daha fazla itina edilmeli ve daha az siyaset olmalı.”

Kaynak

*Allentoft, M. E. et alNature 522, 167–172 (2015).

Çeviren: Nazlı Akbaş
Kaynak: nature