Küçük Başarı (1) (İslam Düşünce Tarihinde Evrim)

Öncelikle «Evrimsel Antropoloji» sitesinin bilgi üretmeye dönük geliştirdiği bu çalışma içerisinde bulunmak benim için önemlidir. Zira ülkemizde, özellikle ilk başlarda Kilise eksenli gelişen daha sonra buralara kadar gelen ‘algısal kriz’ konsepti içerisinde evrim denilen gerçekliği bir nebze de olsa aydınlatmak oldukça güçtür. Hele hele evrim denildiğinde insanımızın aklına gelen ilk mesele “maymun-insan” ilişkisi olunca, konu tümüyle magazinel bir malzeme oluveriyor.

Oysa Kadim Yunan filozofu Herakleitos’un belirttiği gibi “değişimin kendisi” neredeyse değişmeyen tek ilke olup her an gözlerimizin önünde gerçekleşiyor! Evren, dünya, canlılar ve insan! Eğer evrim kavramını iyice anlarsak göreceğiz ki, insanın kökeni sadece bir ayrıntıdır. Nitekim C.Darwin konu hakkındaki ilk eserini yayınlarken (Türlerin Kökeni) insanla ilgilenmemiş gibidir. Daha sonra “İnsanın Türeyişi” adlı bir çalışma yaparak insan üzerindeki bilimsel verilerle genel kuramının insan ayağını tamamlamıştır. Bu temelde evrim dediğimizde insan bir başlıktan ziyade, canlılık âleminin memeliler grubu içerisinde konu edinilecek bir ayrıntıdır sadece! Fakat doğal olarak her insan babasına, atasına, soyuna ilgi duyduğu gibi veya ırklar kendi ulusal özelliklerini merak ettikleri gibi, biz insanlar da hepsinden ziyade evrimdeki “insan ırkının ataları” kısmına odaklanarak ve biraz da bu noktada insan faşizmi uygulayarak ençok “kendi türümüzü” merak edip duruyoruz; hatta diğer türleri küçümseyerek konuya yaklaşmamız tümüyle duygusal. Yeryüzünün hiçbir türünde Firavun, Nemrut, Adolf Hitler örneği yoktur. Adolf Hitler ile aynı atadan gelmemiz ne kadar ahlaki promlemse, herhangi bir canlı türüyle soydaş olmamız ondan daha az promlem olsa gerek.

Bütün bu anlattıklarımız Evrimin sadece Felsefi, elbette Siyasi boyutunu oluşturur. Evrimin Felsefi alt-yapısı veya onun Ontoloji ayağını ilgilendiren konular üzerinde durmak önemli olmakla birlikte bizim burada konu edindiğimiz esas boyutu başlıkla bağlantılı olarak «İslam Düşünce Tarihi»nde Varlığa Evrim temelinde yaklaşım gösteren İslam Âlimleri ve bu yaklaşımın kültürel, dini, felsefi kaynakları olacaktır.

“Küçük Başarı”, orjinal adıyla el-Fevzü’l-Asgar, büyük İslam Bilgini, Ahlak Filozofu İbn-i Miskeveyh’in ilk defa derleyip toparladığı, bugün evrim diyebileceğimiz “mertebeden mertebeye geçiş” ilkesiyle varlıkları yorumlayıp Varlık Felsefesi ile diğer birçok fikrini bütünleştirip yazdığı eseridir.

Kitabın içeriğini sizlere ilerleyen kısımlarda aktaracağız ancak, bu ismi seçmemdeki temel amacım Bilim Tarihini tasnif ederken İslam Bilimi’ne öngördüğüm kategorik isim olarak anlayabilirsiniz.

Zira fikrimce insanlığın üretip ortaya koyduğu tüm bilgi, bilim, medeniyet bir bütündür. Bilimin zirvesi Avrupa’dır, bugünkü insanlığın bilgi birikimi kanımca “Büyük Başarı” olup İslam Medeniyeti’nin ortaya koyduğu bilgi birikimi üzerinde yükselmiştir. İslam’ın “Küçük Başarı”sı da Yunan, Mezopotamya, Hint ve İran kökleri üzerinde yeşermiştir.
Benim burada ilgilenip subjektif yorumlama tarzımla herkesin kesin kabuledeceği objektif verileri ile sunacağım bölüm İslam’ın Bilgi Birikimini içeren “Küçük Başarı” olacaktır.

Herbirimiz «bu yazıyı okuyan sen» ve hepimiz dünyaya belli koşullar altında, belli yöreler içerinde ve belli zaman dilimlerinde geliriz; doğar, büyür ve ölürüz. Bizim belli bir çevrede yetişmemiz o çevrenin bizlere transfer ettiği kodlarla paraleldir; adenetler, gelenekler, ahlaki sistem, masallar, öyküler ve hepsinden öte her insan bir “kültürel” kodla donanır. Her milletin kültürü kendine has olmakla birlikle, medeniyet daha geniş bir kavramdır. Misal: Yunan Medeniyeti diyoruz çünkü, Yunanlılar birçok kültür ve halk içerisinde kendilerine özgü etkilerini evrenselleştirip uzun zaman hüküm sürmüş, Grek dili bilimin, felsefenin, dili olmuştur. Artık bu Yunan Kültürü değil, insanlığın kültürüdür.

Arap Kültürü de öyledir. Misal: Türkler, Farslar, Kürdler ve diğer milletler uzun süre Arap dilini bilim ve politika dili olarak kullanmış ve Ortadoğu’nun kadim kültürlerini kapsayan İslam Medeniyetini inşa etmişler. Artık İslam Dini akidevi bir konu olarak devam ederken İslam Medeniyeti, Ateist olarak bilinen Rawendi bile İslam Filozofu olarak anılmıştır.

Hristiyanlık Medeniyeti kendi içerisinde Roma’ya varis olurken, İncil’e bağlı olarak İsevilik sadece motivasyon olarak kabuledilmiştir.

O nedenle İslam derkem Mezopotamya, Mısır, İran ve kendi özgün dinamitleriyle dini aşarak uzun süre İslam Medeniyeti olarak bilime, felsefeye, mimariye katkı sunmuştur. Edebiyatçılar Turkce, Farsca ve Kurtce yazıyor; bilimciler, filozoflar da ‘ortak dil’ olarak Arapça yazmışlar. Bugünkü İngilizce gibi.

Bu temelde sanırım “İslam’da Evrim!” başlığıyla sunulan paradoksu aşabiliriz. Din olarak İslam’da evrimi tartışmak bence gereksizdir çünkü, Kur’an bir biyoloji değil kutsal kitaptır ve kendi içerisinde ‘kendisini ahlaki, şer’i, öğüt verici’ bir buyruk olarak tanımlar. O nedenle epistemolojik olarak Din ile Bilimin temelleri farklı; biri doğaya diğeri yaratıcıya aittir. Yanı sıra Medeniyet olarak İslam’da elbette evrim vardır. İslam Medeniyetinde evrimin varolması bir iman ilkesi değildir çünkü evrimin konusu bu değildir. Ayrıca din varoluş amacı olarak zaten doğaya müdahele etmez. Ona “Yaratıcının Sanatı” olarak bakar!

O nedenle bir dindarın evreni ve doğayı ilgilendiren konularda kendi dini inancını koz olarak kullanması bilgisizliktendir veya kasıtlıdır.

Yapılması gereken bilimi kendi yöntemleriyle kabullenip bilimsel bilgiye saygı duyulmasıdır. İslam Felsefecileri bunu iyi ayırabilmişler; Fizik kitapları ayrı, Metafizik alanın yazdıkları ayrı, Fıkıh veya Kelam alanında verdikleri eserlerin bilgiye yaklaşım tarzı ayrıdır.

Yazar: Mehmet Salih Özalp

Leave a Reply