Neanderthal DNA’nız Göbek Yağı mı yapıyor?

“Siz bir Neanderthalsınız!” sözü son birkaç yıldır araştırmacıların soyu tükenmiş akrabalarımızdan miras kalan genleri tanımlamaya başlamasından beri anlam kazandı.

Araştrımacılar, Hırvatistan’daki Vindija mağarsında bulunan kadın bir Neanderthal’in 50.000 yaşında bir kemik parçasından bir genom dizileyerek Afrika dışındaki canlıların Neanderhal’lerden aldıkları yeni bir gen çeşidini bildirdiler. Bu DNA’nın bazıları kolesterol düzeyini, göbek yağını, şizofreniyi ve diğer hastalıklara yakalanma riskini arttırabilir.

Bu genom, Neanderthal’lerden günümüze kalan hastalıkların ne zaman, nerede ve geçtiğini güvenilir şekilde ortaya koyan bir Neanderthal dizisinin ikincisidir. Nashville’deki Vanderbilt Üniversitesi’nden evrimci genom kimyacı Tony Capra, “Gerçekten heyecan vericidir çünkü iki Neandertal genomunun iki katından daha iyi” diyor.

İlk Neadnderthal genomu, Vindija Mağarası’nda üç kişiden oluşan bir bileşiktir. Daha sonra, son birkaç yılda eski DNA araştırmacıları 122.000 yıl önce Sibirya’nın Altay Dağları’nda yaşayan bir kişinin başka bir yüksek kaliterli dizisi de dahil olmak üzere iki tane daha Neanderthal genomu diziledi. Genomlar birlikte yaşayan Avrupalıların ve Asyalıların, Afrika’dan ayrıldıktan kısa süre sonra Homo sapiens üyeleriyle çiftleştikleri Neanderthallerden DNA izleri taşıdıklarını gösterdi. (Bunun sonucunda çoğu Afrıkalı Neanderhal DNA’sından yoksundur.

Kilit bir soru: Bu arkaik DNA, yaşayan insanlarda ne yapar? Araştırmacılar altai genomuna büyük ölçüde benzeyen insanların alerjik, depresyon, kan pıhtılaşması, cşlt lezyonları, immünolojik bozukluklar ve diğer hastalıklara yakalanma riskini etkileyen yaklaşık iki düzine Neanderthal gen varyasyonu yayınladılar.

Almanya, Leipzig’deki Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’nden Janet Kelso ve ekibi, bugün, Amerikan İnsan Genetiği Dergisinde yayınlanan ayrı bir araştırmada, İngiltere’de Biobank pilotunda 112.000’den fazla katılımcının genetik ve fiziksel özelliklerini Neanderthal DNA’yı miras aldıklarını bulmak için taradı. Neanderthal genlerin (Altai Neandertal’den çekilmiş) insanların güneş ışığına maruz kalma durumuna ne şekilde tepki verdiklerini, örneğin bronzlaşmayı, saç rengini, uyku düzenini ve ruh halini etkilediğini düşünüyorlar.

Fakat Vindija ki Neanderthaller muhtemelen Ortadoğu’da Avandalıların ataları Neanderthallerle çiftleştiği zaman Altai’den daha yakında yaşıyordu. Dolayısıyla DNA’sı özellikle eski DNA’nın çıkarılması ve dizilimi için teni geliştirilmiş yöntemlerle daha iyi bir kavrama vaat etti. Almanya, Leipzig’deki Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’nden evrimsel genetikçi Kay Prüfer ve arkadaşları, kadın genomunun her bir tabanını ortalama yaklaşık 30 kez sıraladılar. Ekip ayrıca kemiğe ait radyokarbon ve genetik yöntemleri de kullandı.

Beklendiği gibi, Neanderthal genomu günümüz Avrupalıları ve Asyalıları ile Altai Neandertal’inkinden daha yakından ilgilidir. Prüfer ve meslektaşları, yaşayan insanlara geçen 16 yeni Neanderthal gen varyasyonunu keşfettiler. Bunlar, daha önce kolesterol ve D vitamini düzeylerini yönettiği bilinen genlerde meydana gelen değişiklikler, gelişmekte olan yeme bozuklukları, romatoid artrit ve şizofreni gibi anti-psikotik ilaçlara verilen yanıtı geliştirme riskini de etkilemektedir. Araştırmacılar şimdi her bir Neanderthal versiyonunun yaşayan insanlardaki dengeyi nasıl sağladığını daha yakından ineleyeceklerdir.

Yeni Vindija genomu, araştırmacıların Afrika dışındaki Neanderthallerin DNA’sının insanlarda ne kadar kalıtsal olarak kaldığını daha iyi hesaplamasına olanak sağladı. %2,3 – 2,6 ile Neanderhal DNA’sı olan Doğu Asyalılar Batı Asya ve Avrupa’dan gelenlerin oranı %1.8 – %2.4 arasında. Prüfer ve meslektaşları, 122.000 yıllık Altai Neanderthal’in atalarının, Homo sapiens ile 130.000 yıl önce gerçekleşen çok daha erken bir karşılaşma ile aynı halde bulunduklarını doğruladı.

Prater, Altay ve Vindija genomlarına oldukça benzer ve sınırlı genetik çeşitlilik, Neanderthallerin üreme çağındaki yaklaşık 3000 bireyin küçük, izole edilmiş popülasyonlarında yaşadığını gösterdiğini söylüyor. Prüfer “Bu sebep, soyu tükenmiş oldukları hakkında tartışmalara neden oluyor” dedi. Capra “Muhtemelen hastalık, açlık ve iklim değişikliği konusundaki yanıtlarında daha sağlamdılar” dedi.

Çeviren: Uğur Başdaş
Kaynak: sciencemag