Neden bir çene çıkıntısına sahibiz?

Çene çıkıntısına neden sahip olduğumuz sorusuna cevap arayan bir sürü teori var, ama ne yazık ki etraflıca düşünülerek çürütülemeyen bir teoriye henüz rastlayamadık. Bir gün bu gizemi çözüp çözemeyeceğimiz ise merak konusu…

Bu çıkıntılardan hepimizde var. Yüzümüzün en alt kısmında yer alıyorlar ve düşünüldüğünde aslında oldukça da kullanışsızlar. Bazılarımızın güçlü , bazılarımızın zayıf çenelerimiz olduğu söyleniyor. Peki ama, size çene çıkıntılarımızın ne işe yaradığını sorsak, bu soruya güzel bir cevap bulabilir miydiniz? Şöyle bir düşününce görüyoruz ki, hiç birimiz aslında bu çıkıntıları bir iş için kullanmıyoruz.

Soyu tükenmiş olanlar da dahil yaşamış bütün primatlar içinde çene çıkıntısına sahip olan tek türün biz olduğumuzu öğrenince, bu durum daha da ilginç bir hal alıyor. Son yüzyılda bu konuda birkaç teori ortaya atılmış olsa da henüz kimsenin bu gizemi aydınlatacak ikna edici bir açıklamasıyla karşılaşamadık.

CC09PT Former professional footballer Jimmy Hill with the Jimmy Hill Celebrity Classic golf Trophy at Atchartham Park Golf Club.
Farklı şekillerde de olsa hepimizin birer çenesi var.

Duke Üniversitesinde birkaç yıldır çene çıkıntılarımızla ilgili çalışmalar yapan araştırmacı James Pampus, şimdilerde daha önce bu konuda arşivlenmiş teorileri inceleyerek ilgili iddiaların doğruluğunu araştırıyor. “Çene çıkıntıları gerçekten ilgi çekici. Daha önce hiç kimse neden çene çıkıntısına sahip olan tek hayvan olduğumuz sorusuna ikna edici bir cevap bulamadı” diyerek son incelemesinde insanların sahip olduğu çene çıkıntısının ebedi bulmacasını çözmeye çalıştığını ilan ediyor.

Hepimiz yüzümüzün bu kısmını tanımlayabiliyoruz ve bu tanımlama aslında konuyu aydınlatmak için de faydalı. Basitçe, çene çıkıntımız alt çene kemiğimizin kafatasımızın ön duvarındaki çıkıntısı. Şempanze ve maymunların çene kemiklerinin içeri doğru eğimli olması gibi bizden başka çene kemiği dışarı çıkıntı veren bir hayvan daha yok. Soyu tükenmiş olan en yakın akrabamız Neanderthallerde bile benzer bir çene çıkıntısına rastlamıyoruz.

Hatta çene çıkıntısı varlığının bilimadamlarının modern insan kafatasını, Neanderthal kafatasından ayırt etmesine yardımcı olduğunu bile söyleyebiliriz. “Bu durum, modern insanda anatomik olarak çene çıkıntısının varlığını ilgi çekici yapıyor. Bu bağlamda Neanderthaller ile aramızdaki bir tür davranış veya beslenme farklılığının çene çıkıntısının oluşumuna yol açmış olabileceğini düşünüyorum.” diyor Colorado Üniversitesinde çene çıkıntıları üzerine çalışan bir başka araştırmacı olan Zaneta Thayer.

Bütün bunlara rağmen kimse çene çıkıntısının neden varolduğu konusunda anlaşamıyor, yıllar boyunca ortaya atılan teoriler arasından ise 3 tanesi öne çıkıyor.

İlk olarak, uzunca bir süre çene çıkıntısının besinleri çiğnemeye yardımcı olma işlevi taşıdığı öne sürüldü. Bu teoriye göre çiğneme aktivitesini başarabilmek için ekstra bir kemiğe ihtiyaç duymuş olmalıydık. Maalesef, bu teori modern insanı benzer çene kemiğine sahip olan maymunlarla karşılaştırdığımızda çürüyor.

Western chimpazee (Pan troglodytes verus) young male 'Jeje' aged 13 years yawning portrait. Bossou Forest, Mont Nimba, Guinea. January 2011.
Şempanzelerin bile çene çıkıntıları yok.

Çiğnediğimiz zaman ağzımız bir lades kemiği gibi açılıyor. Eğer çiğneme aktivitesini kolaylaştırmak için bir kemiğe ihtiyaç duyuyor olsaydık bu kemik çene kemiğimizin en altında değil, iç duvarında yani dilimizin yanında olmalıydı.

İşte şempanze ve makaklarda gördüğümüz durum tam olarak bu. Onların alt çenelerinin kenarında, dillerinin yanında, bizim ağzımızda olmayan ekstra bir kemikleri var. Bizim çene çıkıntımızı oluşturan ekstra kemiğin konumu çiğneme gücümüzü arttırmak için pek faydalı değil.

Pampush ayrıca çiğneme aktivitesiyle ilgili çok zor zamanlardan geçmediğimiz noktasının üzerinde de duruyor. Diyetimiz ele alındığında, pişirdiğimiz yemekler başta olmak üzere çoğu besinimiz yumuşak. “İşte bu durum çene çıkıntısının varlığının, çiğneme aktivitesiyle bir ilgisi olmadığını gösteriyor” diyor.

Abardeen Üniversitesinden Flora Groening de ona katılıyor. Groening de 5 yıl önce çene çıkıntısı olmayan bir ağzı incelemek için bir bilgisayar modeli kullandı. ” Araştırmalarım sonucunda , çene çıkıntısının mekanik adaptasyon sürecinin yani çiğneme aktivitesiyle ilgili evrimin bir ürünü olduğunu işaret edebilecek bir kanıta rastlayamadım.” diyor Flora Groening.

BMD5EN A young mixed race woman eats a burger UK
Çenemiz, çiğnemeye yardımcı oluyor gibi görünmüyor.

Bir başka teoriyse çene çıkıntılarının konuşmamıza yardımcı olduğu, dilimizin çenemizde fazladan bir kemikle desteklenmeye gereksinim duyduğu yönünde. En geniş konuşma repertuarına sahip primat grubu olduğumuz bir gerçek.

Konuşmak için ekstra bir güce ihtiyaç duymuyoruz dolayısıyla bu süreç için neden fazladan bir kemiğe ihtiyaç duymuş olabileceğimiz aslında çok net değil. Ve eğer fazladan bir kemiğe ihtiyaç duysaydık aynı çiğneme teorisinde olduğu gibi bu kemiğin de çenemizin altında değil de ağzımızın içinde, dilimize yakın bir yerde konumlanması daha isabetli olurdu.

Üçüncü teoriyse çene çıkıntılarının aktif bir fonksiyona sahip olmayan, cinsel seçilim amaçlı ortaya çıkmış fiziksel nitelikler olduğu yönünde. Bu teorinin benzerlerini orangutanlarda karşılaştığımız geniş suratlar veya erkek geyiklerin büyük boynuzlarında görüyoruz. Bunlar karşı cinsin kendisine eş seçerken göz önünde bulundurduğu fiziksel özellikler olarak değerlendiriliyor. Örneğin bir dişi geyik için eşini seçme kriteri boynuzlarının büyüklüğü olarak karşımıza çıkıyor. Bu fiziksel özelliklerin aktif bir fonksiyonu olmasa da gelecek nesillerde varlıklarını sürdürecekleri öngörülüyor.

Ama yine de bu teoride de bir sakatlık var, diyor Pampush. Diğer bütün memelilerde sadece bir cinsiyet bu tarz cinsel seçilim için önemli olan fiziksel özelliklere sahip. Modern insanın çene çıkıntılarının ise hem erkek, hem kadın cinsiyetlerinde varolduğunu görüyoruz. “Eğer bu cinsel seçilim için oluşmuş bir adaptasyonsa o zaman biz bu niteliklere iki cinsiyetin de sahip olduğu tek memeliyiz.” diye ekliyor Pampush.

B63GYY Male orangutan [Pongo pygmaeus] in Tanjung Puting NP Borneo. Image shot 2007. Exact date unknown.
Orangutanların da çeneleri yok ama bazı erkekler yanak yastıkçıklarına sahip.
Burada bahsettiğimiz üç teorinin de çürüdüğünü görüyoruz diyen Pampush, kimsenin çene çıkıntılarının gerçek varoluş amacını bulamayacağını ekliyor. “Bu gizemi çözdüğünü söyleyen, yalan söylüyordur.” diyen Pampush, bugüne kadar bulunan teorilerin hiçbirinin detaylı incelemeler karşısında tutunamadığını veya test edilemez olduğunu söylüyor.

Öyleyse,ne yazık ki neden çene çıkıntısına sahip olduğumuzu açıklamaya henüz yakın değiliz. Ama bakış açımızı değiştirirsek belki yüzümüzdeki bu fonksiyonel olmayan çıkıntının gizemini çözmeye biraz olsun yaklaşabiliriz.

Belki de çene çıkıntılarımız adaptasyon sürecinin sonucu olarak değil de, başka bir şeyin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu 1979’da biyologlar Stephen J, Gould ve Richard Lewontin tarafından ortaya atılmış bir fikirdi. Çene çıkıntısına, bir “kemer üstü dolgusu” diyorlardı. Bu dolgu, kiliselerin kubbe mimarisinde sık sık gördüğümüz, yapının başlangıç noktası gibi gözüken bir mimari süsleme. Aslında “kemer üstü dolguları” sadece üstlerinde bulundukları kubbeyi destekleme amacı taşıyorlar. Yani başka bir deyişle, biyolojik ve mimari kemer üstü dolguları aslında kendilerinin dışında başka bir noktayı desteklemeyi hedefleyen yapılar.

“Yüzümüzün gittikçe küçülmesi bizdeki bu kemer üstü dolgusunun ortaya çıkmaya başlamasına sebep olmuş olabilir” diyen Iowa Üniversitesinden Nathan Holton, çene çıkıntısının insan kafatasının küçülmesinin ürünü olabileceğini belirtiyor.Alt çene kemiğimiz, soyu tükenmiş hominin akrabalarımızınkilerden daha güçsüz. Atalarımızın gelişmesi ve besinlerini pişirmek için ateşi kullanmaya başlamalarıyla birlikte çiğnemek için güçlü çene kemiklerine gereksinimleri kalmadı. Bu durum çene kemiğinin gücünün azalmasına yol açtı.

CC1F2R Neanderthal Skull, Chapelle-Aux Saints
Çene, Neanderthaller ve modern insanlar arasında ayırt edici bir özelliktir.

Diğer fiziksel özelliklerde de değişim gözlendi. Kaşlarımız arasındaki çıkıntılı köprü yok oldu ve elmacık kemiklerimizin altında teknik olarak “canine fossa” denilen oyuklar oluştu. Bütün bu değişimlerin de yüzümüzün küçülmesinin sonucu olduğunu söylüyor Holton. “Çene çıkıntısı da muhtemelen bu bağlamda oluştu.Bu durumda, neden çene çıkıntısına sahip olduğumuzu anlamak tamamen yüzümüzün küçülme sebebini açıklayabilmemize bağlı.” diye de ekliyor.

Groening de bu fikri destekliyor ve çene çıkıntısının ortaya çıkmasının sebebinin alt çenenin bir zamanlar sahip olduğu gücünün azalması olabileceğini söylüyor. “Neanderthaller ve Homo Erectuslar güçlü alt çene kemiklerine sahipti, çene kemikleri çok güçlü olduğundan bu bölgede fazladan bir kemiğe ihtiyaç duymuyorlardı.” diyor Groening. Buna karşılık modern insan oldukça zarif kemiklere sahip. “Çene çıkıntısının mekanik gücün artmasına biraz olsun faydası olduğunu yadsıyamayız ama yine de genel çene kuvvetine çok da bir etkisi olduğunu söyleyemeyiz.” diyerek sözlerini sonlandırıyor.

Ayrıca, bu kemer üstü dolguları yüzümüzün diğer bölümlerinde karşılaştığımız adaptasyon süreçlerinin sonucu olan faydalı özelliklerin aksine rastgele bir olay veya kaza sonucu da oluşmuş olabilir.

“Çene çıkıntılarının bir adaptasyon ürünü olduğundan şüpheliyim, ama kaza sonucu oluştuğunu ispatlayacak bir veriye de ulaşamadım. Bu tarz verileri elde edebilecek araçlara henüz sahip değiliz.” diyor Pampush.

E5X7M4 Cropped studio portrait of young couple face to face in profile
Çeneler biraz işlevsiz olabilirler.

Sonuç olarak, bahsedilen teorilerden hiçbiri ikna edici olmadığına ve “kemer üstü dolgusu” hipotezini de kanıtlayamadığımıza göre, neden Pampush’un çene çıkıntısının gizemini çözmek için böylesine uzun zaman harcadığını merak ediyor olmalısınız.

Çene çıkıntılarının oldukça garip olmasının yanında onlarla ilgili çalışmanın evrimsel süreci aydınlatarak bugünkü görünümümüze nasıl kavuştuğumuzu açıklayacağını göz ardı etmemeliyiz. Böyle düşündüğümüzde çene çıkıntılarının üzerinde durulmasına anlam verebiliriz.Ayrıca bu konu evrimin çok yönlü işlediğini de açığa çıkarıyor.

Belki de bu fiziksel özelliğin sadece insana özgü olduğunun keşfi bile araştırmacıları heyecanlandırmaya yetmiştir. Çene çıkıntısı dışında insanların sahip olduğu diğer fiziksel özeliklere, hayvanlar da sahip. Öte yandan çene çıkıntısının nasıl ileri doğru sivrildiğini anlamak, geçirdiğimiz evrim sürecini aydınlatmak yolunda bir adım daha atabilmemizi sağlayabilir.

Kaynak: bbc.com