Neden kadınlar adet görür?

Adet görmek, duygusal ve fiziksel olarak sancılı bir dönemdir. Çoğu kadın adet görür, fakat diğer dişi hayvanların çoğu insanlardaki gibi, bu çeşit kanamaya sahip değillerdir. Hatta bunlara, bizler gibi erken doğanlar da dahil, sadece bir kaç canlı türü adet görür.

Adet görmek, kişi için hoş olmayan ve rahatsız edici bir durumdur, ayrıca gizemli bir konudur. Neden insanlar adet görür ki? Bize yarar sağlıyorsa, neden diğer hayvanlarda görülmüyor?

Her ay, rahim zarı kalınlaşır ve tabakalara ayrılır.
Her ay, rahim zarı kalınlaşır ve tabakalara ayrılır.

Adet görmek, kadınların üreme döngüsünün bir parçasıdır. Her ay, üreme hormonlarına -genellikle östrojen ve progesteron- karşılık olarak kadın rahmi hamileliğe hazırlanır.

Endometriyum adıyla bilinen, rahim iç zarı, embriyonun içinde yetişebilmesi için hazırlanır. Endometriyum, kalınlaşıp farklı katmanlara ayrılır ve kan damarları arasında geniş bir bağlantı oluşturur.

Eğer bir kadın hamile kalmazsa, progesteron seviyesi düşmeye başlar. Kalınlaşmış endometriyal doku ve içerdiği kan damarları atılmaya başlar, ve vajinadan dışarı doğru çıkar. Bu kanamaya adet görmek denir.Ortalama olarak, 3-7 günlük adet döneminde, kadınlar 30-90 ml sıvı kaybetmekteler. Bakıldığında, boşuna gerçekleşen bir süreç gibi görünüyor. Sonuç olarak da bir çok insan, neden gerçekleştiğini açıklamaya çalışmıştır.

Adet görmek, sıklıkla tabuların konusu olmaktadır.
Adet görmek, sıklıkla tabuların konusu olmaktadır.

Illinois Üniversitesi’nden antropolog Kathryn Clancy, “Adet üzerine olan ilk düşüncelerden bazıları, bunun vücuttaki toksinleri dışarı attığı savunuyordu.” demiştir.

1900’lerin başlarındaki bir çok araştırma, adet gören kadınlara karşı olan tabuların etkisi altında kalmıştır, bu tabulardan bazıları hala sürmektedir.

Örnek olarak, 1920’de popüler bir hekim olan Bela Schick, “menotoksin” kavramını ortaya atmıştır. Adet görmekte olan ve adet görmeyen kadınların çiçekleri dokumasıyla ilgili bir deney yaptı. Deneyin sonucu olarak Schick, adet gören kadınların derilerinde barındırdığı yoksik salgılar nedeniyle çiçeklerin solmalarına neden olduğunu hespladı. Bu menotoksinler, Schick’e göre, mayanın büyümesini ve hamurun şişmesini de engellemeketeydi. Schick, bu menotoksinlerin kadınların terlerine de sızıyor olabileceğini söylemişti.

Diğerleri ise Schick’in sonuçlarını onayladılar, ve adet dönemindeki kadınların toksinleri bitkilerin solmasına, biranın, şarabın ve turşuların bozulmasına neden olabilirdi.

Clansy, “O zamanlar, kadınların korkunç ve iğrenç olduğu fikri hakimdi. Sorun şu ki bunu 70’lere kadar söylemeye devam etmeyi denediler.” demektedir.Gerçeğe bakarsak, Clansy, bu çalışmaların çoğunun zayıf bir şekilde tasarlandığını ve menotoksinin varlığını kanıtlanamadığını söylemektedir.

1993’te, adet görmenin işlevi hakkında çok farklı bir hipotez popüler medyanın dikkatini çekti. California Üniversitesi’nden Margie Profet, adetin işlevi konusunda, “rahime spermler tarafından taşınan patojenlere karşı koruma” hipotezini ileri sürdü.

Spermler tehlikeli midir?
Spermler tehlikeli midir?

Clancy, “Kadınların kirli olduğu düşüncesinin tersine, Profet, erkeklerin kirli olanlar olduğunu söyledi. Kadınlar erkeklerin kirliliğini, cinsel yollarla bulaşan hastalıklardan korunmak için dışarı atmalıydı.” demiştir.Profet’in düşüncesi, kanıt eksikliğinden kısa sürede gözden düştü. Örnek olarak, bu düşünce rahimdeki hastalığa sebep olabilecek organizmaların adetten önce, adet sonrasına göre daha fazla görünmesi gerektiğini varsayıyordu. Fakat böyle değildi. Bazı çalışmalar adetin enfeksiyon riskini daha da artırdığını bile gösteriyordu, nedeni ise bakterilerin, demir, protein ve şeker zengini olan kanda daha iyi gelişebilmeleriydi. Ayrıca, adet döneminde, rahim boynunu daha az mukoza sarıyordu, bu da bakterilerin içeri girmelerini daha da kolaylaştırıyordu.

Profet, başka bir varsayımda bulundu. Dişileri birden fazla partnerle eşleşen canlı türlerinde kanama daha çok görülmeliydi, çünkü spermlerle taşınan hastalıklara yakalanma riskleri daha fazla olacaktı. Fakat, bilim insanları, çok eşli dişilerle adet kanaması arasında bir bağ bulamadı.Profet’i eleştirenler arasında önde gelenlerden biri olan Michigan Üniversitesi’nden antropolog Beverly Strassmann, 1996’da kendi düşüncesini ortaya attı.

Rahim zarı, kalınlaşmışken.
Rahim zarı, kalınlaşmışken.

Strassmann’a göre neden adet döneminin görüldüğünü anlamak istiyorsak, hayvanların üreme döngülerini anlamalıyız: sadece insanların değil diğer memelilerin de. Diğer dişi memelilerin, rahim iç zarları da insanlardaki gibi yapılanmaktadır. Eğer hamile kalmazlarsa, bu meteryal tekrar emiliyor, ya da kanla dışarı atılıyor.

Rahimin içersinde kalın ve kan dolu tabakanın korunması çok fazla enerjiye mal olmaktadır. Bu yüzden, bu yapının yok edilip sonra tekrar geliştirilmesi daha az enerjiye mal olabilir. Strassmann, “Enerji ekonomisini kullandım, kanamayı açıklamak için değil, ama bu döngünün en başta neden gerçekleştiğini anlamak için.” demektedir.

Daha sonra, önemli olan, dişilerin bütün kanı etkili bir şekilde geri emebilip ememediğiydi. Eğer kan çok fazlaysa, belki de adet görmek şeklinde dışarı atılması daha kolay olacaktı. Strassmann, “Gerçek olan şu ki, bazı türlerde kan kaybı olmaktadır bu adaptasyon değildir, türlerin anatomi ve fizyolojinin yan efektidir.” demiştir.

Embriyolar kendilerini, rahim zarına naklederler.
Embriyolar kendilerini, rahim zarına naklederler.

Evrimsel olarak bir adaptasyon değil de, yan ürün olduğunu düşünen sadece Strassmann değil. Liverpool Üniversitesi’nden Colin Finn, 1998’de benzer bir öneri ortaya attı. Düşüncesine göre, Strassmann’ın önerdiği gibi enerjiyi koruma yolundan ziyade, adet görmek, rahimin nasıl evrildiğinin zorunlu bir sonucudur.

Finn’e göre, embriyolar, annenin dokusunun içine derine doğru itiliyor, rahim içi zarı, kalınlaşarak ve tabakalar oluşturarak kendini embriyoya karşı korumaktadır. Bu kalın zar, embriyoyu çok iyi bir şekilde kavrayabilen yapıdadır, fakat sadece bir kaç günlüğüne. Ondan sonra, kadın hamile kalmamışsa, bu zardan kurtulmak gerekecektir.

Bu iki düşünce de zekice. Ancak, işin aslını anlamak için, adet gören ve görmeyen hayvanları karşılaştırmamız gerekmektedir.

Resus makakları (Macaca mulatta) insanlara benzer bir şekilde adet görür.
Resus makakları (Macaca mulatta) insanlara benzer bir şekilde adet görür.

İnsandan ayrı olarak, diğer adet gören hayvanların çoğunu primatlar oluşturmaktadır. Afrika ve Asya’da yaşayan bir çok primat adet görmektedir, resus makakları gibi.

İnsanların da dahil olduğu kuyruksuz iri maymunlar da adet görmektedir. Adet kanamaları, şempanzeler ve gibonlarda kolay bir şekilde görülmektedir. Ancak, goriller ve orangutanlarda kanama daha az olmaktadır, sadece yakından incelemeler de görülmektedir. Diğer primatler, tersiyerler gibi, adet görmektedirler, fakat kanıtlar çok da sağlam değildir.

Bizim evrimsel olarak yakın akrabalarımızın dışında, adet görmek bağımsız olarak iki ayrı grupta daha evrilmiştir: bazı yarasalar ve fil fareleri.

Seba'nın kısa kuyruklu yarasası (Carollia perspicillata) da adet görür.
Seba’nın kısa kuyruklu yarasası (Carollia perspicillata) da adet görür.

New York Eyalet Üniversitesi’nin eski profesörlerindenn yarasa üremesi uzmanı olan John J. Rasweiler IV, adet gören yarasaların iki aileye ayrıldığını ve bunların, serbest kuyruklu (free-tailed) yarasalar, ve yaprak burunlu (leaf-nosed) yarasalarından oluşmakta olduğunu söylemektedir.

Raswailer, bu türlerde, adet görmek insanlardakine benzemektedir, örnek olarak, kısa kuyruklu meyve yarasasının döngüsü 21-27 gün sürmektedir, neredeyse insanlarla aynı sürede sürdüğünü söylemektedir. Adet görme süresi de yaklaşık olarak yakın bir sürede gerçekleşmektedir. Ancak, yarasalardaki kanama insanlardaki gibi görülebilir değildir. Rasweiler, “Bu anlaşılabilir, çünkü adet gören yarasalar, daha küçük hayvanlar ve daha küçük rahim içi damarlarını oluşturan kan damarlarına sahiplerdir,” demiştir.

Görünen o ki adet gören hayvanların listesi çok kısadır: insanların da dahil olduğu primatlar, yarasalar ve fil fareleri. Peki bu hayvanların diğer hayvanlardan ayrıldığı ortak noktaları nedir?

Doğu fil fareleri (Elephantulus myurus) de adet görür.
Doğu fil fareleri (Elephantulus myurus) de adet görür.

Yale Üniversitesi’nden Deena Emera’ya göre bütün her şey, anne hayvanın kendi rahimi üzerinde ne kadar kontrolü olduğuna bağlı demektedir. 2011 yılında yayınlanan bir çalışmada, Emera ve meslektaşları, adet gören hayvanlarda rahim zarının değişiminin progesteron hormonunun kullanımıyla tamamiyle annenin kontrolünde olduğunu işaret etmektedir.

Embriyolar sadece, kalın ve özelleşmiş büyük hücreler bulunan rahim zarına yerleşebilmektedir, böylece dişiler, hamile kalabilmek konusunda etkili bir şekilde kontrol sahibidir. Bu yeteneğe de, “kendiliğinden oluşan desidualizasyon” denmektedir.

Diğer bir çok hayvanda, rahimdeki değişiklikleri tetikleyen sinyaller embriyolardan gelmektedir. Sonuç olarak, rahim iç zarı hamileliğe tepki olarak kalınlaşmaktadır. Emera, “Adet gören türlerle, kendiliğinden oluşan desidualizasyon görülen türler arasında önemli bir ilişki vardır.” demektedir.

Bu modele göre, Emera’nın asıl soruyu tanımladığı görülmektedir. Diğerleri embriyolar tarafından kontrol edilirken, neden bazı kadınlar kendi rahim duvarlarını kontrol eder?

Saldırgan ve agresif bir parazit.
Saldırgan ve agresif bir parazit.

Emera, “Kendinden oluşan desidualizasyonun, anne ve fetus arasındaki çatışma nedeniyle evrilmiş olabileceğini tartışıyoruz. İki olasılığı öne koyuyoruz, özellikle primatlarda. İlki, kendinden oluşan desidualizasyon anneyi, agresif fetustan korumak için evrilmiş olabilir.

Bütün fetuslar, beslenme arayışında annelerinin rahim zarlarına yerleşirler. Fakat bazıları daha fazlasını yapar. Atlarda, sığırlarda ve domuzlarda, embriyo, rahim zarının yüzeyine yerleşirler. Köpekler ve kedilerde, fetuslar biraz daha derine yerleşirler. İnsanlar ve diğer primatlarda ise fetus, rahim zarının iyice içine yerleşir ve annesinin kanıyla direkt temas içerisinde olur.

Rahim duvarı, hamileliğe hazırlık olarak kalınlaşır.
Rahim duvarı, hamileliğe hazırlık olarak kalınlaşır.

Purdue Üniversitesi’nden Elizabeth Rowe’a göre bunun nedeni ise anne ve bebeklerin “evrimsel mücadele” ile bağlı olmasıdır. Anne, ayrı ayrı olarak yavrularına verdiği besin miktarını belirlemek ister, böylece, geri kalan besinlerle daha fazla çocuk sahibi olabilecektir. Diğer yandan gelişmekte olan yavru ise annesinden olabildiğince enerji almak ister.

Emera, “Fetus, daha da agresif hale geldikçe, anne karşılık olarak, saldırı kesin olarak başlamadan önce savunmasını güçlendirir.” demektedir.

İkinci olasılık ise “kendinden oluşan desidualizasyon” kötü embriyolardan kurtulmak için evrilmiş olabilir.

Rufous fil fareleri (E. rufescens) de ayrıca adet görür.
Rufous fil fareleri (E. rufescens) de ayrıca adet görür.

İnsan embriyoları, genetik anormalliklere oldukça açıktır, bu da ilk bir kaç hafta içerisinde sona eren hamilelikleri (düşükleri) açıklamaktadır. Emera, bunun nedeninin olağan olmayan cinsel adetleri olabileceğini söylemektedir.

Emera, “Yumurtalama dönemlerinde çiftleşen diğer çoğu memelinin aksine insanlar, üreme döngüsü süresince her zaman çiftleşebilmektedirler.” der. Buna da “uzayan çiftleşme” adı verilir. Diğer adet gören primatlar, bazı adet gören yarasa türleri ve fil farelerinin hepsinde “uzayan çiftleşme” görülmektedir.

Emera, sonuç olarak, bir yumurta döllendiğinde belki bir kaç günlük olabilir, oluşumu üzerinden zaman geçmiş olan yumurtalar, anormal embriyolara sebep olabilir.

Emera, “Bir kere rahim zarı kalınlaşıp değişince, hücreleri zararlı embriyoları tanıyıp karşılık verebilir hale gelmektedir. Yani, kendinden oluşan desidualizasyon belki de annenin kaynaklarını korumak için bir yoldur. Bu da anneyi kötü bir embriyo yatırım yapmasından korur, kötü embriyodan anında kurtulmasını sağlar ve annenin vücudunu bir diğer başarılı hamilelik için hazır hale getirir.” demiştir.

Resus makakları, dişilerin üreme döngüleri boyunca çiftleşirler.
Resus makakları, dişilerin üreme döngüleri boyunca çiftleşirler.

Bu mantıklı gibi görünüyor. Neredeyse her adet gören memelinin hamileliği uzun sürüyor ve bir seferde bir veya iki yavru için çok fazla yatırım yapıyor. Sonuç olarak, sadece bir yavruyu bile kaybetmenin bedeli çok fazla, evrim ise bu tip başarısız hamileliklerden kaçınmaya yardımcı olmuştur.

Bu fikir doğrultusunda, 2008 yılında yayınlanan bir çalışma resus makaklarının embriyolarının da aynı şekilde genetik anormalliklere eyimli olduğunu gösterdi.

Kendiliğinden oluşan desidualizasyonun neden evrildiğinden henüz emin olmasak bile, adet görme bilmecesinin cevabına yakınız. Stassmann, Finn ve Emera’nın fikirleri, insanın adet görmesinin, bizim üreme biçimimizin evriminin yan ürünü olduğunu önermektedir.Bu, agresif fetuslarının bir sonucu olabilir, ya da çiftleşme alışkanlıklarımızın dikkatsizliğinden veya ikisinden birden sonucu olabilir.

Farklı üreme biçimleri olan türlerde adet görme durumu hiç olmamıştır. Aslında, adet görmek, çok nadir bir gerçekleşen bir olaydır. Doğada, ve bazı insan toplumlarında hala nadir görülmektedir.

İnsanlar için hamilelik çok uzun bir zaman sürer.
İnsanlar için hamilelik çok uzun bir zaman sürer.

Rasweiler, “Bu hayvanların adet dönemlerini görmek bu yüzden şans gerektirir. Nedeni ise, adet gören memelilerin, zamanlarının çoğunu, hamileliğe veya çocuk bakımına harcamasıdır.” demiştir.

Adet görmek ayrıca, doğum kontrol yöntemlerini kullanmayan bazı insan topluluklarda da oldukça nadirdir. Dünyada bugün, hala “doğal doğurgan” topluluklar vardır ve bu toplumlardaki kadınlar zamanlarının çoğunu üreme hayatına -hamileliğe veya emzirmeye- harcamaktadırlar.

Dogon kadınları, çoğunlukla hamilelik ya da emzirme dönemlerindelerdir.
Dogon kadınları, çoğunlukla hamilelik ya da emzirme dönemlerindelerdir.

“Doğal doğurgan” toplumlardan biri olan Mali’deki Dogonlar arasında, bir kadının hayatı boyunca 100 civarı adet dönemi geçirdiği görüldü. Bu da bizim türümüzün tarihi için olasılıkla oldukça tipikti.

Fakat bu tür toplumlarında dışındaki kadınlar hayatı boyunca 300-500 adet dönemi geçirirler. Strassmann, “Bizim tecrübe ettiğimiş şey, evrimimizin bir parçasıdır ve oldukça olağandışıdır.” demiştir.

Clancy ise, “Bazı kadınlar, adet görememekten korkarlar. Sanıyorum ki, bizim vücudumuzun nasıl çalıştığının kökenini anlamak, bizim, aslında normalin sınırlarının düşündüğümüzden daha geniş olduğunu görmemizi sağlayabilir. Belki de yaşadığımız her küçük olayı ve küçük değişiklikleri hastalık olarak görmektense, belki de onları bir süre akışına bırakmalıyız.” demiştir.

Kaynak: http://www.bbc.com/earth/story/20150420-why-do-women-have-periods

1 Yorum

Comments are closed.