Neye hayvan deriz?

Bir hayvan nedir? Durun ve bir an düşünün. Şüphesiz kediniz ve köpeğiniz birer hayvan, tıpki pencerenizde ötüşlerini dinlediğiniz kuşlar gibi. Peki solucanlar? Ya da bir pire? Kesinlikle onlar da. Hiç, bir sahilde yürürken deniz anasına rastladınız mı ya da bir deniz kestanesine? Onlar da hayvanlar. Peki bütün bu canlıların ortak noktası nedir, ve neden diğer yaşayan organizmalardan ayrı kabul edilirler? İlk hayvanlar nasıl görünmüş olabilir, ne zaman yaşamışlardır? Doğa bilimciler binlerce yıldır bu sorular üzerine kafa yoruyor.

Aristoteles (M.Ö. 384-322) yaşayan organizmaları benzerlikleri ve faklılıklarına göre ilk karakterize edenlerdendi. Aritoteles, mantık, retorik, etik, politika, metafizik, fizik ve psikoloji alanlarındaki öncü çalışmalarından sonraki dönemde biyoloji – “doğadaki formları bulmak” – üzerine çalışmalar yaptı. Yaklaşık olarak 500 organizmayı tasvir etti, düzinelerce incelemeye önderlik edip, kendi döneminde ve daha öncesinde yaşamış olan doğa bilimcilerin çalışmalarını gözden geçirdi. Bu çalışmaları yazmış olduğu “Hayvanların Tarihi Üzerine”, “Hayvanların Kısımları Üzerine” ve “Hayvanların Oluşumu Üzerine” gibi kitaplarının temelini oluşturdu.

“Hayvanların Tarihi Üzerine” isimli kitabında Aristoteles, canlı objeleri (“dünyaya gelen ve çürüme/bozulma gösteren objeler”) üçe kategoride sınıflandırdı: Bitkiler, hayvanlar ve insanlar. Hayvanları bitkilerden ayırma nedeni, hayvanların hareket edebilmesi ve uyaranlara karşı tepki gösterme hassasiyetleri göstermeleriydi. İnsanları hayvanlardan ayırma nedeni ise insanların mantık yürütebilme ve hatırlama/anımsama yeteneklerine sahip olmalarıydı.

Aristoteles, her bir organizma biçiminin belirgin, değişmeyen, biyolojik olarak diğer türlerden bağımsız olduğu fikrine sahipti – kara hayvanları ve memeli deniz hayvanları gibi organizma grupları arasındaki benzerlikleri farkedip, yaşayan canlıları daha ilkelden daha karmaşığa şeklinde hiyerarşik düzen gösterdiğini kabul ediyor olmasına rağmen. Canlıların zamanla bir formdan diğer forma doğru değişim gösterebileceği fikri – evrim konsepti – 2000 yıldan daha uzun bir süre boyunca geniş çaplı kabul görememiş olacaktı.

Yaşayan şeyleri sınıflandırma ve onların birbirleri arasındaki ilişkileri anlama işi, Aristoteles’in zamanından sonra onbinlerce doğa bilimcisi tarafından görev edinildi.

Günümüzde araştırıcılar, hayvanları (metazoa olarak da bilinir) tanımlamak ve sınıflandımak için belirli sayıdaki özelliklere bel bağlıyorlar.

Çoğu hayvan heterotroftur -enerji ve besin ihtiyaçları açısından diğer canlılara bağımlılardır- ve simetrik vücut planına (sağ-sol veya yukarı-aşağı biçiminde), özelleşmiş doku ve organlara ve vücutları için yapı sağlayan bir hücre dışı bir anayapıya sahiplerdir. Fakat bazen bu özellikler bile neyin hayvan olup olmadığını belirleme konusunda yeterli olamıyor. Örnek olarak, hayvan olmayan ama heterotrof olan mantarlar veya gerçek anlamda doku ve organlardan yoksun olmalarına rağmen hayvan olan süngerler.

Geçtiğimiz onyılda bilim insanları, aralarında bir deniz yumuşakçası ve en azından enerji ve besin ihtiyaçlarının bir bölümünü aglerle olan simbiyotik (iki taraf için de yararlı) ilişkileri sayesinde güneş ışığından karşılayabilen bir semender de bulunan fotosentetik hayvanlar tanımladılar. Araştırıcılar doğru sınıflandırmalar için bu karakterik özelliklerin arasına genetik gibi ek kaynaklardan gelen bilgileri de eklemeye başladılar. Ancak bu yaklaşım da yarım milyar yıllık bir organizma üzerinde çalışılıyorsa oldukça zorlu hale gelebiliyor.

Bilim insanlarının metazoa oldukları konusunda hemfikir oldukları en eski fosiller Paleozoik Zaman’a, spesifik olarak Kambriyen Dönemi’ne (540-485 milyon yıl önce) tarihleniyorlar. Bu fosiller belirli bir yapıya sahip çok hücreli organizmalara kanıt niteliğinde. Kanada’daki ünlü Burgess Shale, bu tip canlıların fosilleşmiş kalıntılarına ev sahipliği yapıyor.

Son dönemde yapılmış fosil ve moleküler saat (genetik) verilerinin birlikte kullanıldığı bir araştırma, ilk metazoaların Paleozoik Zaman’ın başlangıcında – Prekambriyen Dönemi’de, yaklaşık 540 milyon yıl önce – evrilmiş olabileceklerine işaret ediyor. Son yarım yüzyılda, Prekambriyen Dönemi’i fosil alanlarnda bir çok fosilleşmiş organizma ele geçirildi, bazı bilim insanları öyle olduklarını söylese de, hiç biri kesin olarak metazoa değil. İlginç olan, bu tip bir tespit Charles Darwin’in Prekambriyen Dönemi’nin karmaşık hayatın başladığı dönem olduğu varsayımını doğrulayabilirdi.

Anlaşılacağı üzere, ilk hayvanların ne tip özelliklere sahip olduğu ve tam olarak ne zaman yaşadığı konusu hala tartışmalı. Aslında, Aristoteles’in canlıları tanımlama denemelerinden sonraki yaklaşık 2500 yıl boyunca, yaşam formları arasındaki sınıflar daha da az tanımlanabilmiş hale geldi, daha fazla değil. Bu durum hiç bir anlama gelmese bile, dünyadaki tüm yaşamın -bakteriden meşe ağacına, algden file, deniz yıldızından insana- bağlantılı olduğuna bir kanıt niteliğinde.

Kaynak: sapiens.org

Yazıda bahsedilen çalışma: cell.com