Röportaj: Neden Genetik Olarak Irk Geçersiz Bir Kavramdır?

Röportaj sahibi: Simon Worrall

Bugün bilim insanları özellikle de genetikçiler Neandertallerden Orta Çağ krallarına kadar birçok ‘ölü’ canlıdan genetik veri elde edip hatta genomlarını çıkarttılar. İngilizce genetikçi Adam Rutherford yazdığı yeni kitabı ile (A Brief History of Everyone Who Ever Lived) yeryüzündeki insanın hikayesinde bazı dönüm noktalarını yazıyor.

Rutherford, Inside Science isimli haftalık radyo yayını yapan programa konuştu. Özellikle tarımın gelişmesiyle insan biyolojisinin nasıl değiştiğini anlattı. Neden genlerimizin anlattığı en önemli öykü, bütün insanların temelde bir aile olmasına rağmen ırklar ve kabileler var? Ve neden insanları suçlu yapan şey genler değildir bunu açıklıyor.

DNA’yı basitçe bir veri toplama aygıtı olarak düşünebilirsiniz. Topladığı veriler ise tamamen biyolojik bilgilerdir. İnsanın bedeninde, üç milyar harfli 20.000’e yakın gen bulunur. Paleogenetik alanı uzun süre önce ölen canlılarından DNA ile alakalı çalışmaları yapar. Bu oldukça yeni bir alan çünkü bunu yapabilecek teknoloji sadece 10 yılda gelişti ve son 5 yılda hızlıca bir ivme kazandı.

İlginç olan şey ise, DNA’nın bir dijital disk veya kasetten daha çok kararlı olmasıdır. Doğru koşullar altında DNA, bir kişinin ya da organizmanın kemiklerinin içine sıkışırsa binlerce hatta yüzbinlerce yıl burada kalmaya devam eder. Eğer bunlar iyi bir şekilde korunursa –doğal şartlar gereğince binlerce hatta yüzbinlerce yıl boyunca ölü olan canlılardan genomlar elde edebiliriz.

İlk büyük işaret 2009 yılında bir Neandertal kemiğinden DNA çıkartıldığında geldi. Artık elimizden insan olmayan bir canlının tüme yakın genom dizisi vardı. Bu paleontologlara bazı sorular sordurmaya yöneltti; Neandertallerle nasıl etkileşime girdik? Daha spesifik olarak onlarla ilişkiye girdik mi?

Cevap çok açık bir şekilde; EVET!. Neandertal DNA’sı Homo sapiens DNA’sı içerir ve Homo sapiens DNA’sı Neandertal DNA’sı içerir. Avrupalılar ortalama yüzde bir ila iki Neandertal DNA’sı taşır. Gelişmiş istatistikler ve bilgisayar modelleri kullanarak, DNA’nın Neandertal’den insanlara ne zaman karıştığını veya tam tersini insandan Neandertal’e ne zaman geçtiğini belirleyebiliriz. Buna “gen akışı olayları” diyoruz, komik bir benzetme çünkü bu şey aslında sekstir! (Gülüşmeler).

Bir yıl sonra, 2010 yılında küçük bir parmak kemiğinin ve genç bir kızın molar dişinin Rusya’da Denisova isimli bir yerdeki mağarada bulunması işleri daha da çılgınlaştırdı. Bu bir Homo sapiens bireyi değildi, Homo neanderthalensis de değildi. Elde edilen ufak kemik parçalarının iyi korunmuş olması onlardan genom elde etmemiz için yeterli oldu!

Bu insanlara Denisovanlılar diyoruz. Onlar bir insan türü ancak ne Homo sapiens ne de Neandertaller. Ancak biz Denisovanlılar ile melezlenmişiz, tabi ki onlar da bizimle melezlenmiştir. Bugün doğuya doğru ilerledikçe yaşayan insanlarda daha fazla Denisovan DNA’sı ve daha az Neandertal DNA’sı bulunur.

Bu hikaye bir sihir gibi! Ben neredeyse inanmıyordum. Melezlenmiş üç türün (Denisovanlıları, Neandertalleri ve Homo sapiensi) DNA miktarlarını analiz ettiğimizde tamamen bir arada toplanmamışlardır. Bu da bize kemiği veya DNA’sı henüz bilinmeyen başka bir insan türünün de DNA’sını taşıdığımızı gösteriyor. Başka bir insan türünün izi içimizde. Bu oldukça özel bir şey!

Başka bir heyecan verici keşif ise genlerimizin kültürü nasıl değiştirdiğidir. Elbette bu karşılıklı olarak. Bunun nasıl işlediğini anlamak için Eski Avrupalıların süt ve bal için nasıl bir tat geliştirdiklerine bakmak lazım.

Biz teknolojik bir türüz. Homo sapiens’ten bile önce, yemeğimizi taş aletler ve ateş kullanarak hazırlıyorduk. Bu türlerimizin sanat ve müzikten ve bunlardan daha ziyade tarımı da nasıl genel kültürümüz ile geliştirdiğimize kanıttır.

10 bin ila 12 bin yıl önceki baskın teknolojimiz tarımın ortaya çıkışı, temelde insan davranışının ve kendi biyolojimizi değiştirmiştir. Bunun en güzel örneği laktoz intoleransıdır. Çoğu Avrupalı, anne sütüyle hayata başlar ve sütten kesildikten sonra inek sütü içmeye devam eder. Dünyadaki çoğu insan bunu yapamaz. Birçok insanda süt içtikten sonra gazlı bir mide ve ishal sonucu ortaya çıkıyor. Bu laktoz ismi verilen bir enzimle alakalıdır. Bu yenidoğanlarda düzgün çalışıyor fakat sütten kesildikten sonra aynı şekilde sütte işlenmiyor.

Avrupalıların dünyadaki çoğu insanın yapamadığı şey olan sütleri işeyebilmesi ilginç bir sorudur ve genetik temellidir. Eski insanların genetik verilerine baktığımızda süt içmeye başlamadan laktoz intoleransı evrimleşmiştir.

Yani diğer insanlar önce süt kullanımına başlamayıp daha sonra laktoz intoleransı göreceli olarak evrimleşmeye başlamıştır.

Soru: Milenyum’da en son olarak Charlottesville’deki olaylara baktığımızda ırk konusunda Amerika’nın durumunu gördük. DNA çalışmaları bizi bu konuda aydınlatabilir mi?

Genetik birçok yönden ırk ile alay eder. Siyah, beyaz, Asyalı gibi belirlediğimiz kategoriler aslında insanlar tarafından belirlenen ve genellikle morfolojik özellikler, deri rengi, saç dokusu gibi biyolojik kodlar ile belirlenmiştir. Bunun amacı ise toplumsal kategorileri belirlemektir.

Fakat dünyanın dört bir yanından insanların genomlarına baktığımızda, bu farklılık olarak bahsedeceğimiz şeyler insanlar arasındaki farklılıkların küçük bir bölümünü temsil etmektedir. Örneğin, Afrika’da ki insanlar arasında dünyanın geri kalanına göre daha fazla genetik çeşitlik bulunur. Etiyopyalı bir insan ile Sudan’da yaşayan bir insan arasındaki genetik fark olasılığı dünyanın geri kalan insanlarından olacak farklılıktan daha az olamaz.

Soru: Kendi DNA’nızı analiz ettirdiniz.  Kendimiz hakkında yeni bir şey buldunuz mu? Ticari olarak DNA analiz eden şirketler hakkında neden bu kadar şüphecisiniz?

Yanlış, sahte yorumlama ile bazı DNA şirketleri genetik verileri “genetik astroloji” olarak adlandırabilir. Bu şirketlerden gelen sonuçlardan birine göre bende Alzheimer’a neden olabilecek APOE geninin bir varyantı bulunmaktaydı.

Etkilerini ne anlama geldiğini bilmediğiniz takdirde, birine aşırı derecede endişe verici olabilir. Ayrıca bu varyantın bende olması beni endişelendirmiyor çünkü bu veriler, bir popülasyondaki bu özelliği taşıyan bir oranı ifade eder.

Genler bize bir popülasyonumuz ve tarihimiz hakkında çok şey söyleyebilir. Ancak bireyler hakkında çok az şey söyleyebilir. Bunu kısmen de olsa kitabımda yazmıştım; kültürel olarak kalıplaşmış genetiğin kader olduğu fikrinden uzaklaşmak için halkın genetiğe dair anlayışını genişletmektirç 2012’de genetikçilerden şiddetin ipuçlarının bulunması için Adam Lanza’nın DNA’sının analizini istediler. Bunun neden tehlikeli olduğunu düşünüyorsunuz?

Karmaşık sorulara basit cevaplar aramamız gerekiyor. Kaçınılmaz olarak, insanlar ölüm ve cinayet gibi şiddet olaylarını kaçınılmaz birer insan davranışını olarak açıklamak için genetik bilimine yöneldiler. Fakat, Adam Lanza gibi ortaya çıkıp bir okulda 20 kişiyi öldüren birine dair belirlenmiş bir genetik yapiı oluştuğu fikri inanılmaz derecede yanlış olurdu.

İnsan davranışlarının genetik temelleri vardır. Ama aynı zamanda çevresel bileşenlerde vardır. Önceden doğaya karşı yetiştirme biçimi diyorduk, belki de yetiştirme biçimi aracılığıyla doğa demeliyiz. Hemen hemen bütün katiller derin psikolojik sorunlar gibi benzer özellikler sergilerler. Bu sebeple Adam Lanza’da tipiktir.

Bu sorunlardan bazılarının kalıtsal bir bileşini vardır. Ancak bu davranış türlerinin genetiğini henüz herhangi bir davranışa sebep olup olmadığını söyleyecek kadar bilgimiz yok. İki kişi özdeş genomlara sahip olsa bile birinin şizofreni olması diğerinin de olacağı anlamına gelmiyor.

Adam Lanza’nın genomunu sıralamış olsaydık, onun genomundaki genlerin tüm varyantları çılgınca cinayetleri işlemeyen diğer insanlarda da bulabiliriz. Biz birinin birilerini öldürmesinde genetik nedenlerle açıklamaya çalışırsak asıl odak noktasını kaçırırız. Bu cinayetlerdeki tek ortak faktör silahlara erişimdir. Bu bana oldukça kolay anlaşılabilir geliyor.

Hala evrimleşiyor muyuz? Eğer öyleyse 5.000 yıl sonra nasıl olacağız?

Bunun basit bir cevabı var, evrim zamanla değişiyor. Geleneksel yollarla çocuk sahibi olmaya devam edersek, genomlarımızda gelişmeye devam ediyor ve çocuklarımızın da genomları bizimkinden farklı olacaktır. Bu açıdan değişiyoruz.

Buradaki asıl soru, Doğal seleksiyon himayesinde hala evrim geçiriyor muyuz? Evrim yavaş yavaş gerçekleştiğinden cevaplaması daha zor bir sorudur. Farklı çevresel baskılara uyum genelde nesiller boyu yavaş yavaş gerçekleşir.

Röportaj ve görseller kaynak: news.nationalgeographic.com

Leave a Reply