Gönüllüleri çiğ keçi eti çiğnemeye iten bilim insanları bu gibi et çiğnemenin, evrimsel süreç boyunca insanlardaki diş ve çene yapısını küçülttüğünü buldular. Çiğ etlerin küçük parçalara kesilmesi ve sonra da çiğnenmesi eski homininlerin, atalarına kıyasla, daha az zaman ve enerjiyle yemek yemesine yardımcı olmuştur. Bilim insanları, bunun gibi değişikliklerin insanın yüz anatomisini değiştirerek konuşma ve dilin evrimine katkı sağladığını belirtiyorlar.

Modern insanın da aralarında bulunduğu Homo cinsinin ilk üyelerinden olan Homo erectus 1,8 milyon yıl önce yaşamıştır. Diğer homininlere göre daha büyük beyne ve vücuda sahiptiler.

H. erectus‘un büyük boyutu, atalarından daha fazla enerji ihtiyacı duymasını beraberinde getiriyordu. Ancak tuhaf bir şekilde H. erectus, yeme düzeninde enerji ihtiyacını karşılamak adına sahip olduğu daha güçsüz yapılarıyla diğer homininlerden ayrılıyorlardı; daha küçük dişe, daha güçsüz çiğneme kaslarına, daha cılız ısırıklara ve daha kısa bağırsağa sahiptiler.

Yeme düzenini değiştirme

Önceki araştırmalar, artan enerji ihtiyacı ile azalan çiğneme ve sindirme becerilerinin çelişkili durumunu açıklamada pişirme gibi yeme alışkanlığındaki değişikliklerin bizlere yardımcı olabileceğini söylüyor. Ancak önceden yapılan kıdemli araştırmaların baş yazarı Harvard Üniversitesi’nden biyolojik antropolog Daniel Liberman, yemek pişirmeye ait ilk arkeolojik bulgunun 1 milyon yıl önceye dayandığını ve düzenli pişirme eyleminin 400,000 ya da 500,000 yıl önceye kadar yani H. erectus‘un evriminden çok sonralara değin görülmediğini söylüyor.

Şimdi ise araştırmacılar, sık sık et yemenin ve eti kesmek için taş alet kullanmanın insan diş ve çene yapısındaki küçülmeyi açıklayabileceğini söylüyorlar.

Lieberman şöyle diyor:

” Yemekleri düzenli pişirmeye erişimin gerçekleştirilmesinden önce, bildiğimiz kadarıyla 2,5 milyon yıl önce, düzenli et yiyen homininlerin varlığına ilişkin kesik izlerine rastlanılan et parçaları gibi deliller bulunmaktadır. Ayrıca, neredeyse aynı zamanda taş aletlerin de kullanıldığını görüyoruz.”

Bilim insanları çiğnemeye odaklanmış durumdalar. Lieberman, Live Science’a şu şekilde konuşuyor:

“Eğer şempanzelerle ya da diğer insansı maymunlarla vakit geçirirseniz, günlerinin yarısından fazlasını çiğnemeyle geçirdiklerini görebilirsiniz. Buna karşılık geçimini tarımla yapan modern insanlar günlerinin belki de yüzde beşini çiğnemeyle geçirirken endüstriyel toplumlarda yaşayan insanlar bundan çok daha azını, belki de yalnızca günlerinin birkaç dakikasını çiğneyerek geçiriyorlar.”

Çiğne, çiğne ve yut

Araştırmacılar, çiğ etin insan çenesini küçülttüğüne dair öne sürdükleri hipotezi test etmek için yüzlerine elektrot yerleştirilen gönüllüler ile gönüllülerin ısırdığı ve çeşitli güç seviyesi içeren sensorları kullandılar. Elektrotlar, her ısırıkta kaç tane kas lifinin kullanıldığını ve bu liflerin ne kadar aktif olduğunu analiz ederken sensorlar her bir ısırıkta açığa çıkan gücü ölçtü. Bu da bilim insanlarının gönüllülerden her birinin ısırırken ne miktarda kas aktivitesinde bulunduğunu anlamasında onlara yardımcı oldu. Sonrasında ise ısırırkenki kas aktivitelerini ölçmek için gönüllülerden yüzlerinde elektrot bağlıyken yiyecekleri ısırmaları istendi.

Araştırmacılar gönüllülerden keçi eti, yer elması ve pancar gibi yiyeceklerden bir parçayı çiğnemelerini istedi. Keçi eti diğerlerine göre daha serttir ve bu nedenle evcil büyükbaş etine kıyasla vahşi av etlerine daha yakındır. Aynı zamanda önceki çalışmalar, toprak altında yetişen pancar, havuç ve yer elması gibi nişastalı ürünlerin hominin yeme düzeninde önemli role sahip olduğunu öne sürmektedir.

Verilen yemekler ya çiğdi ya da eski homininlerin kullanabileceği üç basit hazırlama metoduyla yani taş aletlerle kesilerek, kayalarla dövülerek ya da ateşte pişirilerek verilmişti.

Çalışmanın baş yazarı Harvard Üniversitesi’nden evrimsel biyolog Katherine Zink şöyle diyor:

“Kayalardan kopardığımız taş aletler, pahalı bıçaklar kadar olmasa da mutfak çekmecesinde bulunan ortalama bıçaklardan daha keskindiler.”

Gönüllüler ya yemeği çiğneyip yuttu ya da yutasıya kadar çiğneyip tükürdüler ki böylece Zink, lokmaların fotoğrafını çekip ne kadar büyük olduğunu ölçebildi.

Lieberman, insan dişlerinin eti koparmak için ne kadar güçsüz olduğunu belirtiyor ve ekliyor:

“Çiğ keçi eti yemek hoş değil hatta iğrenç denebilir. Biraz tuzlu ve çok sert. Aşırı derecede sakız çiğnemeye benziyor; eti ağzınıza alıp çiğner, çiğner, çiğnersiniz ve hiç bir şey olmaz.

Köpek ve benzeri etçillere baktığınızda makas gibi kesebilmek için dişlerinde  kırkık kretler olduğunu görürsünüz. Bizim dişlerimiz ise havan ve tokmak gibi.”

Etin işlenmesi 

Araştırmacıların ölçümlerine göre ortalama %39 daha az çiğneme ve %46 daha az güç ile kaloriden kaloriye, çiğ, işlenmemiş keçi eti; çiğ, işlenmemiş sebzelere nazaran yutmak için daha az çabayla çiğneniyordu.

Zink, Live Science’a şöyle diyor:

“Muhtemelen beni bu çalışmada en çok şaşırtan şey, çiğ eti parçalamanın [çalışmada kullanılan sebzelere göre] ne kadar da kolay olmasıydı.”

Çiğ keçi eti yerken gönüllülerin yaşadığı sorun, ağızlarındaki et parçasının çiğneyerek küçülmüyor olmasıydı. Öyle ki 40 çiğnemeden sonra bile ağızlarında hala kocaman et tomarı bulunuyordu. Bu et parçalarının boyutları, yemeğin sindirimi için bağırsakların duyduğu enerji ihtiyacını arttırıyor ve sonucunda kazanılacak enerji miktarını da azaltıyordu.

Araştırmacıların 10 Mart 2016’da Journal Nature’a yaptıkları açıklamaya göre yiyeceklerin işlenmesi, yemeyi önemli ölçüde geliştirdi. Sebzeleri yemek adına kesmek, yemeyi kolaylaştırmaya yönelik ölçülebilir bir etki oluşturmuyordu ancak çiğ et yerken ihtiyaç duyulan müsküler (muscular) çabayı her çiğneme başına %12.7, her lokma başına %31,8 ve lokmanın büyüklüğünü de %40,5 oranında azaltmıştı. Etin dövülmesi, eti yemeyi kolaylaştıran ölçülebilir bir tesir yaratmazken çiğ sebzelerin kolayca yenilebilmesi için müsküler eforu çiğneme başına %4,5 ve lokma başına da %8,7 azaltmıştı.

Lieberman şöyle diyor:

“Aslına bakarsanız bulgular gayet mantıklı. Nereye giderseniz gidin, insanlar et yerken köpek gibi yemiyor; etleri kesiyorlar. Avcı-toplayıcı atalarımızdan o kadar koptuk ki bu kadar aşikar olan bir durumu anlamak için bile deney yapmamız gerekiyor.”

Aslında, eti kavurmak onu yiyebilmek için gereken müsküler eforun çiğneme başına %15,3’ünü ve porsiyon başına da %32,8’ini arttırıyor. Yine de kavrulmuş eti çiğnemek, et parçalarını yutmak için boyutu %41,7 oranında azaltıyor, yani kavrulmuş eti çiğnemek daha fazla çaba gerektirse de kavruk eti yutmak ve sindirmek daha kolay. Kavrulmuş sebzeler için çiğneme başına %14,1, yutma başına ise %22 daha az çaba gerekiyor.

Neticede, araştırmacıların tahminine göre modern Afrikalı avcı-toplayıcılara benzer olarak üçte biri etten ve ikide üçü sebzeden oluşan diyet ile yemeden önce kesilmiş et ve taş aletlerle dövülmüş sebze sayesinde ilkin Homo, %17 daha az çiğner ve %26 daha az efor sarf ederdi. Zink ekliyor: “Bu da yılda yaklaşık 2,5 milyon daha az çiğneme demektir”

Evrimsel Değişim

Araştırmacılar bulgularının, H. erectus‘tan farklı olsa da modern ve eski hominin dişlerinin benzerliğinden dolayı modern insana da uygulanabileceğini belirtiyor. Lieberman:

“Eğer bir H. erectus dişçiye gitseydi, modern insan dişiyle onunkileri ayırmada dişçi epey zorlanırdı. Eğer Lucy gibi bir austalopith dişçiye gitseydi, dişçi muhtemelen isteri nöbeti geçirirdi.”

Et ve araç-gereçler, ilkin insanların çiğnemeyle ilişkili daha ufak anatomik unsur geliştirmelerine önayak oldu. Bu da ileride, buna ilişkin başka özelliklerin de evrimleşmesine öncülük etti. Örneğin daha kısa çene homininlere dilin evrimini beraberinde getirecek daha iyi konuşma yeteneğine sahip olmasında yardımcı oldu. Burnu küçülterek kafanın kütlesel merkezini değiştirdi ki bu da, Lieberman’ın deyişiyle, “daha dengeli bir kafaya ve koşarken kendini daha kolay sabit tutabilmeye öncülük etti.”

Kaynak Livescience.