İç bükey yüzler, eksik burun delikleri ve yarık dudaklardan oluşan bir salgın hastalık.

2014’te, araştırmacılar ile Paris’teki Ulusal Doğa Tarihi Müzesi, Uganda’daki Kibale Ulusal Parkı’nın kuzey kısmında çalışırken, bölgedeki şempanzeler ve babunlar için bir şeylerin yanlış gittiğini fark ettiler: düz burunlarının yanı sıra burun delikleri anormal derecede küçüktü, ya da bazen tamamen bulunmuyordu. Yüzlerinin orta kısmı içbükeydi. O zaman, araştırmacılar parkın o bölümündeki şempanze popülasyonunun yaklaşık %10’unun, bir başka deyişle displazi olarak bilinen bu yüz deformitelerine sahip olduklarını tahmin ettiler. İki yıl sonra, bu tahmini oran %25’e fırladı.

Sebitoli bölgesi olarak bilinen Kibale Ulusal Parkı, 300 kilometrekare büyüklüğünde ve Afrika’nın en çok biyolojik çeşitlilik alanlarından biri olarak korunan bir alandır. Kuzeydeki nemli tropik ormanlar ve ormanlık alanlarla, güneydeki savannahlarla, parkın ekosistem aralığı yüzlerce farklı kuş ve ağaç türüne ev sahipliği yapabilir. Parkta yaşayan, kara beyaz kolobustan L’Hoest’in maymununa kadar uzanan, bir düzineden fazla farklı primat türü var ve bunlar 25 yıldan beri araştırılıyorlar. Bazıları günlük olarak gözlemleniyor. Yakın zamana kadar, yüz deformitelerine sahip primatlar, 2014’ten önce yalnızca iki kez görülen nadir bir durumdu. Fakat 2016 yılına gelindiğinde, Sebitoli’de çalışan araştırmacılar, o bölgedeki şempanzelerin %25’inin, babunların %17’sinde olduğu gibi ciddi fiziksel deformasyonlara sahip olduğunu hesapladılar. Çarpıcı bir dengesizlik vardı: sadece 9 mil uzakta, primatlar mükemmel derecede sağlıklıydılar.

Düz burunlar ve anormal derecede küçük burun delikleri ile birlikte, bir miktar primatın da parmakları eksikti. Bazıları yamalı, açık renkli kürklere sahipti. Bir dişide yarık bir dudak vardı ve bazı babunların burun deliklerine yakın ek açıklıkları vardı. Dişilerden birkaçının üreme problemleri olduğu ortaya çıktı: yetişkinlikte iyi bir yavru üretmemiş, cinsel aktiviteyi sergilememiş veya yumurtlamayı gösteren genital şişmeyi göstermemişlerdi. Gözlemlenen primatların ve deformitelerinin tümü, yakın tarihte Toplam Çevre Bilimi’nde yayımlanan bir çalışmada tasvir edildi.

Bazı araştırmacılar, primatların benzer yüz deformitelerine neden olabilecek tropikal ya da bakteriyel bir enfeksiyona karşı yenik düşüp düşmediğini merak ettiler. Ancak bu hastalık genellikle displaziden önce lezyonlarla, şempanzelerde ve bölgedeki babunlarda görülemeyen semptomlarla birlikte gelir. Böylece, bir neden için ormanın dışına bakmaya başladılar.

Araştırmacılar Sebitoli bölgesini çevreleyen tarım arazisinde zehirli maddelerin suçluluk rolü üstlenip üstlenmediğini merak etmeye başladılar. McGill Üniversitesi Antropoloji Bölümü profesörlerinden ve aynı zamanda araştırmanın bir yazarı olan Colin Chapman, “Bir tane olasılık vardı,” diyor ve ekliyor: “Ve bakabileceğimiz sadece bi’ ihtimaldi.” dedi.

Çünkü şempanzeler korunduğundan, primatların kendilerini test etmek bir seçenek değildi. Primatların gözlemlenebilmesine ve üzerinde çalışılabilmesine rağmen, araştırmacılar fiziksel olarak kendileri ile etkileşime girilmesine (örneğin bir kan örneği alınmasına veya gözlem için başka bir yere götürülmelerine) izin vermedi. Onlara dokunabilecek kadar yanaşamıyorlar bile. Dolayısıyla, araştırmacılar çevrelerindeki bilgileri toplamanın bir yolunu bulmak zorundaydılar. Bu aşamada araştırma ekibi, taze mısır tohumları ve köklerini yakındaki çiftliklerin topraklarından test etti. Çevredeki tarlalardan ve nehir etrafındaki tortul kayaçlardan alınan toprak örnekleri de toplandı. Ekip, ayrıca Sebitoli bölgesinin içinde ve dışında yaşayan balıkları da zehirli maddelerin izlerine rastlanıp rastlanamayacağını görmek için test etti.

Taze mısır tohumları ve köklerinin neredeyse her örneği, izin verilen klorpirifos seviyesinden daha yüksek değerlere sahipti. Klorpirifos, yakın zamanda ABD’de tartışmalara neden olan böcek öldürücü bir zehirdi. 1960’lardan beri kullanılan klorpirifos, sinir sistemini aşırı miktarda yorarak böceklerle uğraşıyor ve sonunda onları ölüme mahkum ediyor. Yeterince yüksek dozlarda, insanlarda da benzer etkilere sahip. Araştırmacılar, Çevre Koruma Kuruluşu’na (EPA) kimyasalın tehlikeli olduğunu ve yetişkinlerden daha savunmasız olan çocuklarda nörogelişimsel sorunlarla ilişkili olan klorpirifosun belirtilerinden bahsedip, kalıcı olarak yasaklanması gerektiğini söyleyerek yıllarını harcadılar. Yakın tarihli bir EPA raporunda, ajansın kimyasalın tehlikeli etkileri hakkındaki bulguları kabul ettiği ve bunu yasaklamaya yönelik harekette olduğu ortaya çıktı, ancak EPA yöneticisi Scott Pruitt, ABD’nin en büyük klorpirifos üreticisi olan Dow Chemical ile bir toplantı yaptı ve Mart ayından bu yana teklif edilen yasaklamayı reddetti.

Klorpirifosun yanı sıra, çiftliklerde ve çevrelerinde DDT ve izlerini buldular. DDT’nin yan ürünü ve başka bir böcek zehri -imidakloprid- olan klorpirifos, çiftliklere yakın olan balıklarda da bulundu. Parkta daha derinlerde yaşayan balıklarda, tespit edilebilir zehirli madde seviyesi yoktu.

Araştırmacılar, çiftliklerde kullanılan zehirli maddelerin yüz displazisinin arkasında yatan muhtemel bir suçlu olduğu sonucuna vardı. Primatlar, balıkları etkileyen aynı havzadan ve ek olarak bölgedeki primatlar, geceleri tohum ve bitkileri yemek için gizlice girdikleri komşu çiftliklerden etkilendi.

Sebitoli bölgesindeki çiftçilik yeni olmamasına rağmen, zehirli madde kullanımı söz konusu. Chapman, “Genel olarak, Afrika’da çok fazla gübre ya da böcek ilacı kullanılmıyor çünkü çok pahalı” diyor. Uganda’daki Makerere Üniversitesi’nde bir araştırmacı olan Kenneth Arinaitwe ve Helmholtz Çevre Araştırma Merkezi’nde ziyaretçi araştırmacı olan Alexander von Humboldt “Kırsal alanlarda çoğu kişi geçimini sağlamak için çiftçilik yapar,” diyor. Arinaitwe, geçimini sağlamak için çiftçilik yapanların böcek ilacı satın almak için yeterli paraları olmadığını söylüyor. Fakat ticari çiftçilerin paraları var ve Sebitoli bölgesi bir dizi ticari çay plantasyonuna sahip. 2000’den 2014’e kadar, Uganda’daki çay için brüt üretim değerleri iki katından daha fazla.

Arinaitwe, Uganda’nın bahçıvanlık sektöründeki bu artışının böcek ilacı kullanımı artırdığını, ancak uzun vadeli tarımın da bir problem olduğunu belirtti. Makerere Üniversitesi’nde kıdemli bir araştırmacı olan Omeja Patrick, toprak kalitesinin bir sorun haline geldiğinden bahsetti. “Daha önceki topraklar çok daha verimli ve çok daha iyiydi” diyor. “Ayrıca, birçok haşere ve hastalık ortaya çıkmış durumda. Mahsullerinize püskürtmediğiniz zaman, bu haşereler yüzünden ürün kaybetme ihtimaliniz çok yüksektir.” Fakir toprak şimdiden mahsul gelişimini sınırladığından, bu bilhassa acil bir sorundur. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre, 2000 ile 2014 yılları arasında Uganda’ya olan böcek ilacı ithalatı %500 oranında arttı.

Geniş tarım sektörüne sahip çoğu ülke gibi, Uganda da böcek ilacı ile karmaşık bir ilişki yaşıyor. Örneğin DDT’yi ele alalım: DDT, 1940’larda ve 1950’lerde dünya üzerinde aşırı derecede kullanılan bir böcek ilacıydı, Avrupa’da ve ABD’de sıtma ve tifüs gibi hastalıkların yok edilmesiyle alakalıydı. Fakat birçok tehlikeli sağlık ve çevresel etkileri 1970’lerde ABD’yi kimyasalı yasaklamaya yönlendirdi.

2004’te Uganda, DDT gibi kalıcı toksik kimyasalların kullanımını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir BM antlaşması olan Stockholm Sözleşmesi’ni onaylamayı kabul etti. Anlaşmaya göre, DDT sadece sıtmanın kontrol altında olduğu durumlarda kullanılabiliyor, bir istisna olan Uganda ve en az sekiz diğer imza sahipleri de katılmayı seçti. Sıtma, Uganda’da gerçek bir tehdit olmaya devam ediyor: 2015 yılında, sıtma vakalarının %90’ı ve sıtma ölümlerinin %92’si Afrika’da gerçekleşti ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Uganda nüfusunun %100’ünün bir hastalığa yakalanma riski altında olduğunu bildiriyor. WHO’nun 2016 sıtma raporunda, Uganda’nın güney ve doğu Afrika’daki sıtma yükünün %18’ini taşıdığı belirtildi. Bu, ülkedeki önde gelen ölüm nedeni ve hastaneye yatış sebeplerinin %28’inden fazlasını oluşturmaktadır.

Ancak 2000 yılından bu yana, Uganda’nın sıtma vakaları ve ölümleri önemli ölçüde -yaklaşık %50 oranında- düştü. Bunun bir kısmı, böcek ilacı ile korunan sivrisinek ağlarının artan kullanımından kaynaklanıyor, diğer bir kısmı ise 2008-2010 yılları arasındaki kısa bir süre için DDT’yi içeren kapalı böcek ilacı spreylemesinden kaynaklanıyor.

Uganda şimdi tehlikeli böcek ilacı kullanımını etkili bir şekilde yönetme zorluğu ile karşı karşıya: Ülkede, böcek ilaçları büyük ölçüde Tarım, Hayvancılık ve Balıkçılık Bakanlığı bünyesindeki Tarım Kimyasalları Kurulu tarafından kontrol edilmektedir. Ancak bir avuç dolusu olan diğer ajanslar böcek ilacı yönetiminde bir takım rol oynamakta ve belirli durumlarda kimlerin yetkisi olduğu her zaman belli değil.

Tarım Kimyasalları Kontrol Yasası gereğince, yalnızca kayıtlı ve etiketlenmiş böcek ilaçları ithal edilebiliyor veya satılabiliyor. Ancak bu uygulama kolay değil. Böcek ilacı perakendecilerinin bakanlığa kayıt yaptırmasını yasalar şart koşmasına rağmen pek çoğu yaptırmıyor. Arinaitwe, “Perakende sektörü bu kadar çok düzenlenmedi,” diyor. “Sanki herkes böcek ilacı satışları yapan bir iş yerinde uyanıp işe başlayabilir.” Ek olarak araştırma ekibi Sebitoli çevresindeki çiftliklerde bunun kanıtını bulmuştu. Bazı mısır çiftçileri, Kenya Tohum Şirketi tarafından üretilen, çiftçilerin ve perakendecilerin tarif edemediği kırmızı bir madde ile kaplı melez bir tohum kullanıyordu. Ayrıca maddenin paketi hakkında da herhangi bir belirti yoktu. Testten sonra araştırmacılar, maddenin Sebitoli bölgesinde yaşayan balıklarda tespit ettikleri böcek ilacı olan imidakloprid olduğunu buldular. The Verge, Kenya Tohum Şirketi ile iletişime geçti, ancak birden fazla yorum talebine yanıt verilmedi.

Omeja’ya göre, Uganda sınırındaki devriyelerin, standartlara uymayan ve etiketi olmayan böcek ilacı gibi ithalatları gözetlemeleri gerekiyor. Ulusal Standartlar Bürosu, Ulusal İlaç Kurumu ve Uganda Gelir İdaresi’nin hepsi doğru ürünlerin geldiğinden emin olmak için çalışıyor ve bunu protokolü izleyerek yapıyorlar. “Ama uygun derecede geçirgen ülke sınırlarımız var,” diyor. “Dolayısıyla, bazı mallar ülkeye kaçak olarak geliyor ve kaçak ithalatların izlenmesi ve denetlenmesi oldukça zor.”

Arinaitwe konunun, sınırların düzenlenmesinin ötesine geçtiğini düşünüyor. “Ayrıca, böcek ilacı ticareti, kullanımı ve uygulaması üzerine zayıfça düzenlenmiş bir sorunumuz var,” diyor ve ülkenin hem çiftçilerinin hem de perakendecilerinin kimyasal kullanımın tehlikeleri konusunda daha fazla tanıtım ve eğitimden fayda sağlayabileceğine inanıyor. Bakanlığın gerekli araçlarla donatılmış olması gerektiğini de sözlerine ekliyor.

Ancak Arinaitwe, kaynakları edinmenin zor olduğunu itiraf ediyor. Ulusal Tarımsal Araştırma Organizasyonu gibi gruplar tarafından yapılan çalışmaları işaret ederek, “Hükümetin gayret göstermediğini söylemiyorum, çalışmalar ortada,” diyor. Ancak ülkenin, ihtiyaç duyabileceği eğitim ve uygulama türlerinin daha fazlasını gerektirdiğini belirtti. “Zayıf ekonomili gelişmekte olan ülkelerde rekabet halinde olan taleplerin çoğunda zorluk çekiyorsunuz,” diyor. “Öyleyse, geride bırakılan kaynaklar sıkı rekabete sahip olmakla birlikte, daha çok gayret sarf etmemiz gerektiğini söyleyebilirim. Nasıl mı? Henüz bir fikrim yok.”

Araştırmacılar, kendi adına, Uganda Yaban Hayatı Kurumu’na, Kibale primat popülasyonundaki displazi hakkında bilgi verdi. Chapman, “Uganda Yaban Hayatı Kurumu oldukça aktif ve müthiş bir iş çıkarıyor,” diyor. Daha sonra Vahşi Yaşam Otoritesi, bilgiyi Sağlık Bakanlığı’na iletti, “Neler olup bittiğini gerçekten öğrenmek istiyorlar” diye ekledi.

Sonraki adımlar için, araştırma ekibi hangi böcek ilaçlarının en büyük suçlu olabileceğini araştırıyor ve böcek ilaçlarının primatları etkilediğinin doğrudan kanıtını bulmaya çalışıyor. Primatların idrarını toplayarak başlayacaklar, ki kimyasalları test etmek için çok ihtiyaç duyacaklar. Bu süreç konteynırlı araştırmacıları, primatların idrarını toplamak için sıvıların yere düşmesi ümidiyle ağaç altlarında beklemelerini gerektiriyor. Chapman ayrıca dikkatini insanlara da çevirmek istiyor. Tarım arazisinde yaşayan çok sayıda primat böcek ilacına maruz kaldığı için, meydana bu tür ciddi şekil bozuklukları çıkıyorsa, bu çiftliklerde çalışan, yanında yaşayan ve böcek ilacı ile günlük olarak temas halinde olan insanlar hakkında ne dersiniz?

“Eğer şempanzeler bunu çoğunlukla akarsudan, tohum ve ekinlerden biraz yiyerek alıyorsa,” diyor Chapman, “Peki ya bütün bu insanlık?”

Kaynak: theverge