Yeni Fosiller H. floresiensis’in Düşünülenden Daha Erken Öldüğünü Gösteriyor!

Yeni Fosiller H. floresiensis’in Düşünülenden Daha Erken Öldüğünü Gösteriyor!

Yeni bulunan fosiller küçük insan veya Hobitler olarak da bilinen Homo floresiensis’in düşünülenden daha çok yaşayıp yaklaşık 50 bin yıl önce öldüklerini gösteriyor. Düşünülenden daha 100.000 yıl kadar daha önce ölmüş olan bu kadim hobit insanlarının yok olmasında biz anatomik açıdan modern insanlar sorumlu olabilirler.

İlk raporlar 2004 yılında Endonezya’daki Flore adasında bulunan Liang Bua mağarasında bulunan fosillerin Homo floresiensis olarak isimlendirilmesiyle başladı. Bu insanlar boyları ve yapıları tıpkı Yüzüklerin Efendisi filmindeki hobitleri andırdığı için bu isimle anılmaya başlandılar. Sadece bir metre civarında olan uzun bir ayak ve greyfurt büyüklüğünde bir beyine sahip olan bu tür uzun yıllar boyunca görülmemişti.

Orijinal çalışmalar Homo floresiensis’in yaklaşık olarak 12.000 yıl önce yok olduğunu gösteriyordu. Ama yeni çalışmalar, uzun ayaklı ama kısa kuzenlerimizin yaşı ve yok oluşları konusunda fikirleri alt üst etti ve bulunan fosillerin yaklaşık 50 bin yıl önce yok olduğunu gösterdi. Bu da şu soruyu akla getiriyor, acaba onları bizler yani anatomik açıdan modern insanlar mı yok etti?

Araştırmacılardan Matthew Tocheri şöyle diyor; “Bu yeni anlayış insanın dağılışı konusunda da daha mantıklı bir zeminde yer almaktadır. Gittikleri o yerde 100.000 yılda onların yok oluşları modern insanları izledi. Tabii bu noktada tek faktör insanlar da olmayabilir. Ama yine de bu yok oluşun bir parçası olabilmek için doğru yerde ve doğru zamanda oradaydılar. “

Homo floresiensis’in 12,000 yıllarına kadar canlı olduğu düşüncesi aynı ekibin eski çalışmalarına dayanmaktadır. Mağaradaki buluntular karbon yaşlandırma tekniği ile sonuçları şunu gösteriyor 12,000 ila 19,000 yılları arasında değişiyor. Tüm kanıtlar incelendiğinde ise bilim insanları Homo floresiensis’in 12,000 ila 95,000 yıl önce ortadan kaybolduğunu gösteriyor.

Modern insan yaklaşık 50,000 yıl önce Avusturalya’ya geldiğinden beri, tarihlendirme ile kıllı omuzlu kuzenlerimiz olan Homo floresiensis ile 40 bin yıldır yakın olabilirler. Ama yeni araştırmalar oldukça farklı bir pencere çiziyor.

Nature dergisinde yeni yayımlanan bir makalede, uluslararası bir çalışma ekibinin çalışmaları sonucunda düşünülen daha erken yok olduklarını yani yaklaşık 100,000 ila 60,000 yılları arasında olabileceğini göstermektedir.  Ayrıca fosillerin bulunduğu katmanlarda analiz edilmiş ve düşünülenden daha eskiye dayandığını gösterdi. Ayrıca başka kanıtlarda bunu desteklemektedir. Homo floresiensis’in yeni fosilleri keşfedildiğini katmanlarda binlerce taş aleti de bulundu ve bu taş aletleri de 190,000 ila 50,000 yıl eskiye tarihlendirildi.

Yeni sonuçlar, modern insan ile Homo floresiensisin yaklaşık 40 bin yıl beraber yaşadığını düşüncesini alaşağı ederken, başka bir fikrin yükselmesine sebep oldu. Eğer modern insan 50 bin yıl önce Avusturalya’ya  ulaştıysa ki onlar adalar üzerinden değil daha çok Güney Asya üzerinden daha erken dönemlerde olurdu. Yani bu şu anlama geliyor insanların gelişi ile Hobitlerin yok oluşu arasında bir ilişki olabilir mi? Potansiyel olarak az alan üzerinden hareket eden modern insanın zamanlaması oldukça şüpheli durmaktadır.

Bu popülasyon, düşündüğümüzde bir milyondan fazla orada olma potansiyeli var. Peki bu neyi değiştirir? 50,000 yıl önce insanın buraya gelişi fikrine inanmak neyi değiştirir? Onlar muhtemelen bir rekabet halindeydi ve Hobit insanları birer avcı değillerdi. Onlar savaş yürütmüş iseler bile kazanan tarafında Homo sapiens olacağı kesindir. Ama aynı hayvanları avlasalar bile, aynı bitkileri toplayıp yeseler bile, en iyi çevrede yaşamak isteyince, H. florensis ihtiyacı olduğu ürün artıklarını çıkarmış olabilir.

Hobitlerin yok oluşuna sebep insan olsun veya olmasın, Tocheri’ye göre bu keşifler insanın evrim serüveninde dokunaklı bir hatırlatma olarak kalacaklar. Onlar kendi soylarını bile tüketmiş olabilirler, insanlar diğer aile ağaçlarındaki türleri birkaç yüz bin yılda tamamen kaybetmeleri, davranışsal ve genetik, morfolojik, çeşitliliğini azaltmıştır.

Kaynak, The Guardian, HumanOrigins.